Aylık arşiv Nisan 2018

Asana

ASANA NEDİR?

Kemik kas ve eklem yapısının düzelmesini kasların güçlenmesini sağlayan duruşlardır. Asanalar isimlerini genelde doğadan alırlar. Zamanında bilge kişiler doğayı, doğadaki canlıları incelemişler ve onları taklit etmeye başlamışlar.

Hangi canlıyı taklit etmişler ise onun adını vermişler. Bu yüzden asanaların isimleri cobra pozu, kedi pozu, köpek pozu ,dağ pozu, ağaç pozu gibi doğadan isimlerle anılır.

Asanaların her birinin de hikayesi ayrıdır.

Kurmasana Tortoise

vrishchikasana-2

Kurmasana Tortoise (Kaplumbağa Pozu)

Kurma kaplumbağa demektir ve bu pozun son hali kabuğuna çekilmiş bir kaplumbağayı andırır. İlk aşamada uzatılmış bacaklar kolların üzerindedir, göğüs ve omuzlar ise zeminde.  Bir sonraki aşamada kollar avuçlar açık(yukarı bakar konumda)olarak bedenin arkasına alınır. Son aşamada ise, Supta Kurmasana, ayaklar çaprazlanır, eller bedenin arkasında birleşir ve alın zemindedir.

“Karakterinizi Kurma yani kaplumbağanınki gibi geliştirmelisiniz. Bir kez kabuğuna girdi mi artık onu hiçbir şey rahatsız edemez. Kurmasana pozunda dikkatinizi içinize yöneltmekten sizi alıkoyabilecek herhangi birini ya da herhangi bir şeyi göremez olursunuz. B.K.Iyengar

Kurmasana: Kaplumbağa

Kaplumbağanın kabuğunun kavisi gökyüzünün yay şekline benzetilir  ; ve kabuğun üzerindeki şekiller ise geceleyin gökyüzüne, takımyıldızları ve gezegenlerle bağdaştırılmıştır. Bu da bize eski uygarlıkların(atalarımızın)hayatlarına rehber olması için yıldızların şekillerinden anlam çıkarma araştırmalarını hatırlatır. İnsanoğlunun merakı her türlü işaretin arkasındaki merakı keşfetmek ister. Bilinmeyeni deşifre etmenin  ve keşfin zaferinde çekicilik vardır.

Kaplumbağa ve güneşin hem sembolizmde birçok açıdan zengin ortak noktaları vardır. Kaplumbağanın kabuğunun üzerindeki işaretler bize güneşteki ışık girdaplarını hatırlatır. Kaplumbağa yavaş hareket eder, güneşin de ufuk boyunca hareketi yavaştır. Kaplumbağanın hiçbir zaman kaybolmadığına dair bir inanış vardır aynı şekilde güneş de hiçbir zaman kaybolmaz. İnsanlar eskiden kaplumbağanın dinlenmek için saklanacağı yeri araması gibi güneşin de dinleneceği yeri bulduğuna inanırlardı. Gün ışığıyla onun hareketi ve dinlendiren gecenin karanlığı mükemmel bir şekilde dengelenmiştir.

Birçok insan için Kurmasana zor bir pozdur, bu poza girmeden önce hazırlayıcı çalışmalar yapmak gerekir. Bu da eğer pozlar derinlik içinde deneyimlenmek isteniyorsa  bütün asanaların yavaş gelişim göstermesi gerekliliğini vurgular. Hatırlattığı başka bir nokta ise asana çalışmalarında yarışın yeri olmadığıdır.  Kaplumbağayla sembolize edilen yavaşlık, yalnızca duyuların bütün algısı için uygunsuzdur. Bu pozu  yapabilmek için gerekli olan esnekliği geliştirmeye sabrım var mı? Yeterince uzağa eğilebilir miyim? İçimde dinleneceğim yeri bulabilecek miyim?

Kavis, gökyüzünün eğimi, desenler, anlam aramak, merak, cazibe, keşif,

Işık kıvrımları, yavaş hareket, hiçbir zaman kaybolmaz, saklanma yeri,

Denge, yavaş gelişim, sakıncalı, zorluklar, eğilememe, kalçalarımdaki darlık,

Nereye saklanabilirim?nerede dinlenebilirim?

Kaplumbağa ilgilenmediği(bakıcılığın yapmadığı)bir çok yumurta bırakır; hepsi kendi kendilerine yumurtadan çıkmaları için bırakılmıştır. Yumurtalar fikirlerle ilişkilendirilir-kimisi yumurtadan çıkar ve kimisi basitçe ölür. Zihnimizden geçen sayısız düşünceden çoğu tamamiyle unutulurken, iyi fikir gibi görünen diğerleri kaplumbağanın bıraktığı yumurtalar gibi kendiliğinden yumurtadan çıkarlar. Bu fikirlerden  hangileri dikkat edilmeye değecek? Besinleri neler?

Asananın uygulanış metodu üzerine çok fazla vurgu yapılmamalıdır. Vurgu daha çok bedenle asana arasındaki etkileşim ve kişinin zihinsel ve duygusal alanlarını düzenlemesi üzerinde olmalıdır: bağımlılık, dayanışma ve etkileşim. Asana böylelikle kişinin kendisini araştırmaya devam etmesine  hazırlık  olur. Kişi bedenle zihin arasında olabilecek bütün ilişkiyi öğrenmelidir böylece çatışma içinde olmak yerine birlikte çalışabilirler. Bedenin ütün hareketleri her kasa ve nefese verilen tam bir konsantrasyonla dikkate alınmalı ve kontrol edilmelidir. Asanalar öğrencinin tamamen konsantre olması için tasarlanmıştır. Bedenin bu dikkatli hareketleri bütün ilişkilerimizdeki özenli hareketlerimize yayılmalıdır.

E. A. Wallace Budge kaplumbağanın güçlü sembolik anlamının korkudan saygı duyulan, karanlığın ve gecenin güçlerini temsil eden, Kaplumbağa Tanrı Apesh’in bulunduğu Nubia’dan gelmiş olabileceğini öne sürer. Asanayı yaparken düşünce bu eski sembole verilebilir. Dar kaslar ve uzuvların katılığı bir çok korkuyu yansıtan streslere işaret eder. Korkular canlı biçimde uyarılmış hayal gücüne dayanabilir-bu da demektir ki hiçbirinin gerçek bir kökeni yoktur. Korku bedende bir çok farklı şekilde ortaya çıkan gereksiz stres yaratır. Hayal gücünü yönlendirerek korku dolu düşünceler aç bırakılabilir ve böylelikle dağıtılabilirler. İlk olarak bilinenlerin bir listesini yapmak ve ardından onları ayıklamak yararlı olabilir. Yeniden değerlendirilen hafıza saklı korkuları ortaya çıkarır ve böylece odağı değiştirmeye yardımcı olan dua, mantra veya meditasyonla güçleri oldukça azaltılır.

Bu asana kişiye kendini savunmasız hissettirebilir. Tıpkı tehlikeli bir durumla karşılaştığında kaplumbağanın kaçamayıp kabuğuna saklanması gibi kolları ve bacakları birbirine sarılmış bir kişi de gerçek ya da görünür bir tehlike karşısında kalkıp kaçamaz. Korkuya verilen bu tepki korunma isteğinden doğar.

Korunma hakkındaki düşünceler belirsizdir, buna rağmen finansal güvenlik, sosyal konum ya da kariyer başarısının bunu sağlamadığı iyi bilinir. Duygular tehdit edildiğinde korunma ihtiyacı artar. Duygusal olarak güvende hissetmek kişinin içinde ancak yavaşça büyüyebileceği olgunluğu gerektirir. Kişinin anksiyeteden özgürleşmesi keskin gözlem ve farkındalık gerektirir.

Bu kişinin nadiren de olsa çabucak kabuğuna çekilme  ihtiyacını dışarda bırakmaz. Ayrım kişiye kendisini gereksizce tehlikeye maruz bırakmamayı öğretecektir. Kabuğuna çekilme ayrıca asabi ve çabuk sinirlenen kişiye dingin ve sakin olmasında yardımcı olabilir. Nasıl ki kaplumbağa yumuşak ve güçlü bir bedene sahiptir; biz de hayatta karşılaştığımız bir çok farklı durumda uygun bir ayrımla bazen çelik kadar güçlü bazen de tereyağı kadar yumuşak oluruz. Doğru tepki sakinlikle sonuçlanacaktır. Aday kabuğu insanların yakınlarına gelmelerini, davetsiz yaklaşmalarını veya dokunmalarını engellemek amacıyla kuvvetlendirmeme konusunda dikkatli olmalıdır. Sizin kabuğunuz neyden yapılma: alınganlık, tepkisellik, alay yada iğneleme? Bu yönelimler ortaya çıktığı derecede vücuda yansıyacaklardır. Fiziksel esneklik ile zihinsel-duygusal esneklik birbirine bağlıdır.

Yumurtalar, fikirler, kontrol, odaklanma, dikkatli hareketler, dar kaslar, katılık,, Stres, korkular, hayal gücü, savunmasız, birbirine sarılmış, kabuk, neden geri çekiliyorum-korkudan mı, korunmak için mi? geri çekilme, rahatsız etme alınganlık, hassasiyet, savunmacılık.

Sembolizm insanların ihtiyaçlarını yansıtarak kültürden kültüre değişiklik göstermiştir. Kaplumbağa en değerli bağışı olan kehanet hediyesi ve geleceğe dair bilgi dağıtması özelliklerine doğuştan sahip olmuştur. Kahinlik genel insan karakteristiğinin güvensizliği ve korkusu sebebiyle oldukça saygı duyulmuştur. Bununla birlikte erkeklerin büyük ölçüde kadınların yaşam tarzlarını belirlediklerinden kaplumbağayı gevezelikten kaçınan iffetli kadın modeli olarak göstermeleri hiç de sürpriz olmayacaktır. Roma Mitolojisinde bir figür olan Pudicitia; bu karakteristik özellikleri bir ayağını kaplumbağanın üzerine koyarak göstermiştir, çünkü bu şekilde hiçbir zaman evinden(kabuğundan)ayrılamaz ve konuşamaz.

Mısırda kaplumbağa bereketi, doğurganlığı, dikkati ve öngörüyü temsil eder. Su hayvanı olması, doğası gereği Nil’in yükselişini, kıyıların verimliliğini ve yiyecek üretimini tahmin eder ve böylece hayatın devamını sağlardı. Hayatta kalmaya ve uzun yaşama duyulan yoğun istek başlangıçtan bu yana insanoğluyla birliktedir, farkındalığı yansıtan, belirsiz olsa da, her bir yaşamın amacı adım adım içindeki tanrısallığı hatırlamaya yaklaşmak olmuştur.

Ancak nasıl bir paranın iki yüzü varsa, kaplumbağanın Tanrı Ra’nın düşmanı olduğuna dair de bir kurgu vardır. Bu eski bir lahitteki yazıta dayanır,”Ra yaşar, Kaplumbağa ölür”. Kaplumbağa ayrıca eski Sümerlilerin takımyıldızları hakkında yaptıkları yorumlarda su tanrısı E-A ile ilişkilendirilmiştir.

Bhagavad Gita der ki, ”Kaplumbağanın bütün uzuvlarını içeri çektiği zaman ki gibi kişi de hislerini duyu-nesnelerinden çektiğinde, akıl tutarlı ve sakin olur. ”Kaplumbağa içe dönüp neyin çıkarıldığını(söndürüldüğünü)dikkatlice kontrol etmeyi sembolize eder.

Dünya algısı ancak duyular yoluyla mümkündür. Deneyimler bize gösteriyor ki duygusal tepkileri kontrol etmenin ve nötr kalmanın büyük zorlukları var. Yorumlayıcı olan zihin sadece duyguların mesajlarını boyamakta ve dolayısıyla onları pekiştirmekte çok hızlıdır. Tartışma, zıtlaşma ve düşünce ifadelerinin diğer çeşitleriyle harcanan enerji bütün algı duyularından geçici olarak geri çekilerek onarılabilir veya korunabilir. Başkalarının ihtiyaçlarına gösterilen hassas algı, kendine yönlendirilmiş negatif hassasiyet olan alınganlığın üstesinden gelmeye yardımcı olacaktır. Böylece tartışma görüş alışverişine dönüşür ve fikir ayrılığı başkalarından kendine çevrilir.

Duyguları stabilize etmek için anlaşmazlığın yer aldığı kişisel bakış açısını belirlemek gerekir. Duygusal tepkilerden kaçmak veya uzaklaşmak mümkün değildir ,ama zorlayıcı etkileri azaltılabilir böylece kişi daha az incinir olur. Devam eden derin düşünceler yanlış arkadaşlığın farkındalığını ve gizli eğilimlere yönelten istenmeyen etkileri ortadan kaldırır.

Kaplumbağa su kenarında yaşar ve bu yüzden kendi varlık dünyasında yabancı birçok canlıyı kabul etmek zorundadır. Tehlike ortaya çıktığında, kaplumbağa güvenlik için suyun derinliklerine dalar. Negatif eğilimlere yönelim arttığında kişi de aynı şeyi yapmalıdır-meditasyonun derin sularına dalmak ve kendini yakalanmaktan korumak için bütün duyularını geri çekmek. Düzenli meditasyon çalışmaları hem dışardaki etkilerden hem de içimizde yükselen negatif özelliklerden özgürleşme duygusu verir.

Bütün uzuvlarıyla içine çekilen kaplumbağa bir kez daha kabuğundan çıkacak, yaşama dönecek ve yiyecek bulacak ve kötü arkadaşın gidip gitmediğini kontrol edecektir. Ayrım kişinin kendisi ya da başkaları için “ayağa kalkmak”(Tadasana) için “boynunu uzatmak” ta doğru zamanın ne zaman olduğunu karar vermekte ;yada kişinin sorumluluğunda olmayan olayların suçunu yüklendiği duyguların zorlayıcı baskısının farkına varmak için gereklidir. Ego her zaman kendisini cazip duruma getirmek için çabalayacaktır.

Dört uzuv ile baş bu pozda sergilenmektedir. Hepsi aynı kaynaktan olmasına rağmen varsayılan beş farklı enerji vardır. Prana düşüncesi oluştuğunda zihinsel bir enerji akışı başlar. Arınmış zihin vücudun bir çok bölümünde ve hayatın bir çok alanında ortaya koymak için prananın akışına izin verebilir.

Bir kaplumbağanın zihninden neler geçer? Ne kadar az biliyoruz. İnsanoğlu kendini ve etrafındaki dünyayı anlamak ve kainattaki yerini bulmak için çok çaba sarf etmiştir. Eğer kaplumbağanın kabuğu gökyüzünün bir sembolüyse ben şu an neredeyim? Üzerimde hangi takımyıldızları var? Göremediğim ama yine de orada olduklarını bildiğim yıldızlar sadece geceleyin görünür olurlar. Karanlık ışığın ve anlayışın cazip olması için gerekli mi……hatta özlemi getirmek için ?

Yansımalar: Kaplumbağa

İnsanoğlu dünyaya İlahi bir kıvılcım ve belli bir oranda bilinç ve farkındalıkla gelir-sınırlandırılmış ama temel olarak ruhsal yaşama düşman olan zorlu bir çevrede ayakta kalmak için gerekli. Kaplumbağanın kabuğu korunma açısından bir avantaj olmasına karşın birlikte yaşamak için kolay bir şey değildir. Benzer olarak insanlarda içlerindeki ilahi kıvılcımın farkındalığıyla yaşamayı zor bulurlar ve bunu doğru(uygun)davranıştan uzaklaşarak gösterirler. Bir çok insan ruhsal yaşamı arzular ama bu ilahi hedefin peşinde sadece birkaçı tıpkı doğduktan sonra denize ulaşan ve bir daha karaya dönmeyen erkek kaplumbağalar gibi hedeflerine ulaşılırlar.

Vivekananda, Amerika’ya gelen ilk Hint yogi(geçen yüzyılın sonunda)kaplumbağayı öğretilerinde ve yazılarında harika yada acı verici olsa da engellerin üstesinden gelmenin gerekliliğini vurgulayan bir sembol olarak kullanmıştır. Kaplumbağanın uzuvlarını  bir kez içine çektiğinde onu ateşe koyup yaksanız bile dışarı çıkartamayacağınızı belirtmiştir.

Bir aday için dış dünyadan gelen istenmeyen zıt etkileri kontrol etmede sahip olunacak bu tür bir güç ile dayanıklılık ve içsel güçlerin dokunulmamış kalmasını sağlamak kahramanca bir güç gerektirir. Sadece Indriyas’ın (duyularının) gücünün farkındalığına sahip olan kişi isteklerini ve en iyi niyetlerini yıkmak yetilerini hafife almayacaktır.

Ruhsal yaşamı elde etmeyi sorgulamada zekalarını kullanmaktan kaçınma ihtiyacında olanlar kendilerini alt üst ederler. Hatırlamakta yarar vardır ki bir kaplumbağa ters döndüğünde kendini düzeltecek güce sahip değildir ve sonunda ölür. Aklını çelenlere kulak veren arayıcı da dolayısıyla ölmek için İlahi kıvılcıma izin verecektir. Akıl çelen olaylar, nesneler, duygular önce tatlı gelse de sonrasında acı bir tat bırakır ve hatırası da yürek burkacaktır. Sorgulana geleceğin boşluğu da kişiyi bırakıp gitmeyecektir.

Birçok farklı kültürde ortaya çıkan büyük tufanla ilgili güzel ve etkileyici birçok Hint masalı vardır. Hindistan’da dünyayı koruma sorumluluğunu üstlenen Hindu Üçlemesi, Vishnu’nun koruma yönü en üst sıraya sahiptir. Vishnu dünyayı-Mandara Dağını-sırtında taşımak ve çalkalanan sular tarafından yutulmasını engellemek için Kurma-Büyük Kaplumbağa-olmuştur. Öyle görünüyor ki dünya birçok kez fırtınalı sular tarafından zarar görme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Vishnu yaratıcı gücün merhametli yönüdür. Ve o kendi ilahi doğasını, doğuştan gelen kıvılcımı unutan ve yaptığı yanlışları telafi etmek, doğruya çevirmek için tekrar ve tekrar doğarak başka bir şans ihtiyacında olan insan ırkının zayıflığını göz önünde bulundurmuştur.

Kişisel gücümüzü bilgece kullandığımızda psikolojik engeller yok olur ve temeldeki iyiliğimiz, etik ideallerimiz ve sadakatimiz tamamıyla oyuna girer ve bir gün Farkındalıkla taçlandırılacak bir yaşama liderlik eder.

Kral Milinda Nagasena’nın etkileyici ve bir o kadar dokunaklı cevapları olan ciddi sorularına oldukça kafa yormuştur. Kral, Bilgeden her kişinin ulaşması gereken kaplumbağanın beş özelliğini anlatmasını istemiştir. Nagasena kaplumbağanın ilk özelliği için şöyle bir cevap vermiştir; Samimi bir adayın bütün dünyada yaşayan tüm canlıları içine alan (kapsayan)bir kalbe sahip olmaları gerekir, ve bu kalp eleştiri, nefret ve kin duygularının ötesinde anlayış ve sevgiyle dolu olmalıdır-çünkü bütün canlıların içindeki Yaşam Gücü Birdir.

Bilge ayrıca kaplumbağa ve arayıcının ortak başka bir karakteristik özelliğini de anlatmıştır. Yaklaşan tehlikeyi ve aklını çelen duyguları görme yeteneğiyle arayıcı kendini meditasyonun derinliklerine bırakır, tıpkı kaplumbağanın kendini suyun derinliklerine bırakması gibi .Kaplumbağa gibi aday da güneşte  yada Bilginin veya bilgeliğin ışığında olma ihtiyacı duyar. Kaplumbağa dinlenmek için toprakta delik kazarken, aday da yansıma ve meditasyon için sessiz bir köşeye çekilecektir.

Eski öğretmenler dünyasal kazançlardan, onur ve övgüden kaçınılması gerektiğinin farkındaydılar. İçsel sükûnet, yansıma ve meditasyon kutsal olmak için ayrılan zamanda yalnızlıkta bulunabilir. Dağlarda bir mağara yada küçük bir kulübe ,şehirde edinilen alışkanlıkları kırmakta yardımcı olabilir. Başka bir düşünce ise meditasyon için ayrılmış bir oda oluşturulmasıdır. Eğer bunların hepsi başarısızlıkla sonuçlanırsa herkesin kendi kalbinin içindeki mağarada veya görünmeyen dünyasında bilginin diğer kaynaklardan yayıldığı bir yer vardır.

Bilge ayrılmadan, Kral şöyle bir sonuca varır; Bu, kral için adayın sahip olması gereken kaplumbağanın beşinci özelliğini ifade eder. Kutsanmış olan tarafından, bütün tanrılardan üstün tanrı olan en mükemmel Samyutta Nikaya’da için, kaplumbağa kıssasının Suttasında şöyle denir: ”Kaplumbağanın uzuvlarını kabuğunun içine çekmesi gibi bırak Bhikshu (aday) bağımsız olarak, kimseyi incitmeden zihnindeki düşüncelere gömülsün, kimse için kötü konuşmadan kendini özgür bıraksın.”

Bütün büyük olanlar zaman zaman içlerindeki Tanrısal Kıvılcımı aramak, yaratıcı güçten gelen ruhsal hediyeyi aramak için en içteki benliklerinin kabuğuna çekilmişlerdir. Aday kalbindeki mağaraya saygıyla baktığında, ego zihnin(vücut zihninin)ışıktan kaçmaktan başka şansı olmayacaktır.

Yaşam düz bir çizgi değildir; hareketlidir. Gökyüzüne baktığımızda ufkun eğriliğini(kavisini)görürüz, tıpkı kaplumbağanın kabuğu gibi ve birçok yıldızın ve gezegenin titreşen ışıkları altında dururuz. Sınırların ötesine geçme yolundaki en büyük engel olan kibir, yinelenen soruların cevaplarını aramada bir kum tanesidir; Evrendeki yerim neresidir? Kozmosla olan ilişkim nedir? Ben kimim?

Kaplumbağa pozuna rahatlıkla girebildiğinizde, bütün eski psikolojik problemlerin göğsünüzden ayrılmasıyla kendinize olan güvenin büyük oranda arttığının rahatlatıcı düşüncesine sahip olacaksınız. Ve sırtınızı kavislendirdiğinizde dünyayı-Mandara dağını-sırtında taşımış olan Kurma’yı-Büyük Kaplumbağayı-anımsatacaksınız.

Kaplumbağanın kabuğu hem onun evi hem de kalıcı bağımlılığıdır. Aynı anda hem özgürlüğü hem de sınırlarıdır. Kişinin Yüce Tanrı Tapınağı dışarı çıkmasını imkansız kılan bağımlılığı olsa ne kadar muhteşem olurdu. Bu da bize bu tür bir bağımsızlığın sadece çok az adayın başarabileceğini hatırlatır.

Referans Notlar: Kaplumbağa

1. Kaplumbağanın ününü neden Afrika ve diğer halk bilgilerine dayanarak kazandığını görmek hiç de zor değildir. Yiyecek olmadan uzun süre var olabilme yeteneği, öldürülme zorluğu, kendini gizleme kolaylığı, yavaş hareketleriyle gizemli görünüşüyle, sonsuz dikkatliliği, sabrı, dayanıklılığı ve bilgeliği, acımasız mizah anlayışıyla bazı türlerin sihirli ve doğaüstü güçlerini bir araya getirir. “MACULLOCK, Bütün Irkların Mitolojisi bölüm 7,307.

vrishchikasana-3

2.”Eski Çin’de gelecek bilgisi sebebiyle kaplumbağanın bütün diğer kurbanların önüne konulduğu dini törenler vardı. ”Lİ Kİ,VII.II,17

vrishchikasana-4

Aynı zamanda kaplumbağanın çok zeki olduğuna    inanılırdı. Bu dört zeki canlı hangileriydi? Bunlar Khi Lin , anka kuşu, kaplumbağa ve ejderhaydı. Ejderha evcilleştiğinde (çamurun içinde yaşayan) Mersin balığı ve diğer bütün balıklar insanlardan saklanamazlardı. Anka evcilleştiğinde, kuşlar onlardan kaçamazdı. Khi-Lin evcilleştiğinde canavarlar uzaklaşamaz, kaçamazlardı. Kaplumbağa evcilleştiğinde erkeklerin duyguları hatalı ders almazdı.(Çevirmenin notu: birçokları tarafından parçadan çıkarılan ders insanların iyiliği rehindir ve refaha giden yolu vadeder.)Ibıd.,vıı.ıv,10.

3.Kaplumbağa ayaklarını ve kafasını kabuğunun içine sıkıştırdığında ,siz onu öldürüp parçalara ayırsanız bile dışarı çıkmayacaktır, bu bir kişinin karakteri gibi değişmez bir şekilde kurulmuştur. Kişi kendi içsel gücünü kontrol eder ve kendi isteği dışında hiçbir güç onları dışarı çıkartamaz. Bu süreklilik içindeki iyi düşünce refleksleriyle, zihnin yüzeyinde hareket eden iyi etkilerle ,iyilik yapmaya olan eğilim güçlenir ve sonuç olarak Indriyaları (duyu organlarını ve sinir merkezlerini) kontrol ettiğimizi hissedebiliriz. Swami Vivekananda, Karma Yoga ,40.

4.Kral Milinda’nın Soruları,vıı,1,12 (ayrıca bakınız VII,6,3)

5.Ibid.,VII,1,16

6.Çeşitli düşünce okullarından gelen ”Yeniden doğma”(İsa),”doğuş” yada “doğurma” ifadeleri neyin gerçekleştiğini çok uygun bir şekilde ifade eder. Doğum kazanılan deneyimler biraz endişe verişi olsa da  kişinin kendi içinde Işık oluşuna, anlatılmaz güzelliğe verilen isimdir. Psikolojik problemler sebebiyle maruz kalınan engellerin aşıldığı hamilelik dönemi tabi ki ağrısız, acısız değildir. Ama sonra kişi görür ki çayırda yürürken görülen vahşi çiçekler hem çok küçük hem de çok alçakgönüllüdür. Sabahın erken saatlerinde öten kuşun şarkısı önceleri baş ağrıtıp uyutmazken birdenbire kulağa müzik gibi gelir. Biri yeni bir hayata doğmuştur. Sonra şu sorular yükselir, ben insan suretinde bir Tanrı yada Tanrıça mıyım yoksa Tanrısal surette bir insan mı? Eğer Tanrının Krallığı içimdeyse ben onun hakimi miyim?

O anlık görüntü, o kısa an, o özgürlüğün nefesi hafızanızın derinliklerinde bir mücevher olur. Oradan Işık üretir ve Kurtuluşla Özgürlük için yürekten gelen isteği güçlendirir.

7.”Kabuğun altı fani dünyadır; o bir bakıma sabitlenmiştir. Sabitliği adeta yeryüzü dünyasıdır. Kabuğun üstü ötedeki gökyüzüdür; sanki kendi sonu eğildiği noktadadır; ötedeki gökyüzünün de sonu vardır sanki eğildiğinde. Ve kabukların arasında olan şeyse havadır. Kaplumbağa bu dünyalardır; o bu dünyalardır ki mihrabın parçasını oluşturmak için öylece uzanan.”  Satapatha Brahmana ,bölüm VII:5,1.

 Çeviren: Demet FİLİZKAN

Aero Yoga Manisa’da

aero-yoga-1

Aero Yoga Nedir?

Aero yoga,  ‘Aero Hamağı’ ile yoga pozlarının deneyimlenmesini ve vücudun güçlenmesini sağlayan bir sistemdir. Hamak desteği ile bir yoga  pozunun  en ince ayrıntısını yaşama olanağı  sağlar. Eğlenceli, değişik bir egzersiz deneyimi  ile  vücudunuzu  güçlendirmek için bizi arayın.

aero-yoga-2

Simhasana

simhasana-1

Simhasana (Aslan Pozu)

Simha aslan demektir ve bu poz kükreyen bir aslanı andırır. Sağ ayak sol kalçanın altında,sol ayaksa sağ kalçanın altındadır.Ağırlık ileri doğru dizlerin üzerinde ve kollar ve avuçlar aynı hizada dizlerin üzerindedir.(Bir varyasyonu da Padmasana pozunda oturulur,ağırlık yerde olan ellerin üzerindedir.)Ağız tamamen açıktır  ve dil çeneye doğru uzatılır.Nefes açık boğazla kuvvetli bir şekilde verilir.

“Eğer Guru’na teslim olmazsan, en azından öğrenme sürecinde teslim ol. Eğer olmazsan gururunun sorumlusu egodur.” B.K.S.Iyengar

Simhasana (Lion)

Hindistan’da aslan kraliyet gücünün ve görkeminin en büyük sembolüdür;”Erkeklerin aslanı” terimi “kral”a karşılık gelir ve aslında kral da erkeklerin en üstünüdür. Aslanın bu yaratıkların kralı sembolü kralın aslan olarak adlandırıldığı Yunanistan’da da gelişmiştir ve diğer Avrupa kraliyet aileleri aslanı armalarında gücün sembolü olarak kullanmışlardır. Aşırı gurur da aslanlara dayandırılmıştır ve gurur tabii ki kraliyete yakışır, birbirlerini tamamlarlar.

Aslanın en etkileyici görünümlerinden biri de, Mısırlıların güneş tanrısı olan Ra-Temu-Khepera-Herukhuti’nin sembolü olan Giza sfenksidir.Hiç kimse bu sıra dışı heykelin ne zaman inşa edildiğini bilmiyordu ama bu muazzam abidenin ölüleri ve mezarlarını koruması beklenen güneş tanrısını ruhu için olduğu düşünülmek istenmiştir.Bu heykel insan kafalı bir aslan vücududur.Aslanın güçlü bedeni nedeniyle konu güç müydü?Yoksa akıl yürütme insan kafası sebebiyle bilgi miydi?Kimlerinin sadece kendi düşünceleri ,kimilerinin ise daha kötüsü sadece fantezide kalan düşünceleriyle bilginlerin bu konuda birçok tahminleri var.Ama sembol ve metafor olarak düşünülüp konuşulursa kişi sfenksin anlamını anlamaya yaklaşabilir.Yunanlıların da kendi sfenksleri vardı.Kafaları ve kanatları ve kadınlarınki gibi göğüsleri vardı.

Kuzey Afrika ülkelerinde, özellikle Mısır’da,aslan evcil bir hayvandı ve tabii ki büyük bir koruyucuydu.İstenmeyen insanlar evcil aslanın varlığı sayesinde saygılı bir mesafede tutuluyordu.Günümüzde Afrika’daki av bekçileri derler ki “Görünen bir aslan tehlikeli değildir ama çimenlerde, taşlarda, kumda kamuflaj olmuş saklanan bir aslan sürpriz bir saldırıda bulunabilir.”

Bu poz kişinin kendi içindeki gücü bilmesine yardım edebilir,nasıl kamuflaj olduğuna ya da maskelendiğine ve içinde kükreyen yırtıcı bir aslanken kuzu gibi görünmesiyle ortaya çıkan tehlikelere..Çok az insan gerçekten naziktir.Bazı insanlar bir bebeği ya da küçük bir hayvanı sevip okşarken ,vücutlarının diğer bölümlerini sıkarlar, mesela dişlerini, ki güçlü bir silaha dönüşebilecek olan ellerindeki enerjiyi başka tarafa yönlendirebilsinler.Ebeveynler çocukları için güçlü tanrılardır ve sık sık bu güçlerini ortak bir ilişki kurabilmek için gizlerler.Gücün ifadesi çok güçlü olabilir.

Simhasana ses çıkartılan tek asanadır. Aslanın kükreyişinde verilen ifadeler gaddarlık ve güçtür ve ciğerler ve boğaz birçok insanın ifade edemeyip tuttuğu bütün yutulmuş kelimelerden ve gözyaşlarından temizlenir.

Kraliyet, görkem,yaratıkların kralı,gurur,sfenks, güneş tanrısı, bilgi, güçlü yanlar, kanatlı, koruyucu, istenmeyen insanlar, görünen, kamuflaj olan, sürpriz saldırı, maskelenmiş, kuzu, nazik, yırtıcı, kenetlemek, güçlü silah, güç, gizli, kükreme, yutulmuş kelimeler, göz yaşları, ifade edilmemiş.

Hayat ve kader çoğu zaman kişinin kontrolünün ötesinde bir güce sahip gibi görünür.Doğuda bu gücü sembolize eden Durga görünüşüyle Kutsal Anne aslan süren olarak tanımlanır.O erkek eşi olmayan tek tanrıçadır.(Parvati’nin Şiva’sı vardır Radha’nın  Krishna’sı…..)Durga görünüşüyle Kali,o kadar güçlüdür ki herhangi bir güce meydan okuyabilir;dengini henüz bulamamıştır.Kali görünüşüyle Kutsal Anne yeni yaşamı doğurur ve eskisini yok eder,bu yıkım onun bütünü tüketen gücünün sembolü olmuştur.

Doğu ülkelerindeki tahtların genellikle oturaklarının sırt kısmı aslanlı bir örtüyle, patileri de bacakları oluşturacak şekilde yapılmıştır.Buda’nın tahtına “aslanın tahtı” denilmiştir.Siddhartha da, simgesi aslan olan bir kraliyet ailesinde dünyaya gelmiştir.Ve o Buda olduğunda Sakyaların “bilge aslanı” olarak adlandırılmıştır.Eski Dünyada aslan kafası ve pençesi  desenli el işi eşyalar varlığı ve gücü temsil eder ve emir niteliği taşırdı.

Aslan kelimesi söylendiğinde,bir kişi Afrika’yı, gölleri, sıcağı, çatışmalar ülkesini düşünebilir;başkaları ise zihinlerinin gözlerinde birine saldıran ve öldüren bir aslan görebilir.’Özgür Doğan ve Özgür Yaşayan’ı okuyanların çoğu,”Dişi aslan Elsa ve yavrularının hikayesi” büyük güç ve çevikliğe sahip olarak aslan için çok özel duygular besleyebilir.Ama Joy Adamson’ı hatırlamalıyız ki dişi aslan endişeli ve gergin olduğunda gelip onun baş parmağını emerdi.Doğal düşmanı olmayan bu kadar güçlü bir hayvanın bu kadar huzur ihtiyacında olmasına inanmak zor.

Algılarımıza göre, acımasızlık, vahşilik ve cesaret aslanın karakteristik özellikleridir. Ama o hiçbir zaman direk saldırmayacak bunun yerine arkadan yaklaşacaktır.Aslan bir hayvanı takip eder ve üstüne atlayıp onu ezer,sonra öldürmek için pençeleriyle kazar.

Doğa hepimiz için zordur.Birçok alanda sık sık hayatta kalmak, varlığımızı sürdürmek için aslanlar gibi savaşmak zorundayız.Hayatın en karanlık anlarında kişi kendini eski Hristiyanlarda olduğu gibi yenip yutulmak için aslanlara atılmış gibi hissedebilir.

İnsanlar işlerinde ya da Wall Street’te yabani bir aslan gibi vahşilik gösterebilirler; ama aynı zamanda risk alabilecek cesarete sahip olabilmek için aslan yürekli olmalıdırlar. Başrolü yani “aslan payını” alan varlıklı insanlardan bahsediyoruz. Hayat abartısız onlara tabakta sunulmuştur ve sayıları bütün nüfusla karşılaştırıldığında  çok azdır, öyle ki yüzde birden bile bahsedemeyiz.Fakat onlar için bile sunulanın ellerinde kalacağının garantisi yoktur.Uğruna çalışılmayan,hak edilmeyen şeyler çoğunlukla dikkatsizlikle kaybedilir ve bazen de boşa harcanıp israf edilir.Çoğumuz en başından her ne kazandıysak onun için zor yolu öğrenmek zorundayız.

Aslan yaratıkların kralıdır. Bu tarz bir hayvanın kolay bir yaşamı var gibi görünür;çok fazla çalışmasına gerek yoktur değil mi?Erkek aslan için kesinlikle öyledir.Avlanan dişi aslandır ama ilk yiyen erkektir;sonra dişi yer ve arta kalanlar yavrular içindir.Bu  yavru aslanların çok ilgilendikleri bir durum değildir.Ama yavruların içgüdüleri onlara ne yapacaklarını söyler gibi görünür.Eğer yavrular acıktıklarında yiyeceğe ulaşmaya çalışırken itişip kakışırlarsa,kendileri için büyük bir pay alabilirler-bu pay bazen de onları öldürür.Diğer yandan gurur duyan dişi aslanlar bakım görevleri gereği yiyeceği paylaşırlar.Çiftleşme dönemlerinde bile işareti veren dişi aslandır ve erkek sonra cevap verir.

Bu büyük kediler yürüme şekilleriyle ve avlanma içgüdüleriyle ev kedilerini andırırlar. Her ikisi de pençelerini içeri çekerler böylece daha hızlı hareket ederler, sonra avlarını yakalamak için pençelerini dışarı çıkarırlar. Kedilerin kendilerine has karakterleri, kendi istekleri vardır ve eğitilmeleri çok zordur.Aslan terbiyecileri kedileri gençken gözlemler ve dikkatli seçimler yaparlar veya beslenmekten hoşlanan ve artık avlanmayan yaşlı aslanları kullanırlar.

Aslan duruşu bazı önemli insan karakter özelliklerini gösterir. Hareketleri kedi gibi olabilir-kıvrımlı, dalgalı ve sinsi. Psikolojik olarak, bir insan inatçı ya da sinsi olabilir, arkadan saldırabilir.Ama aynı zamanda aslanın güç ve zekasından yararlanılabilir.

Bu asanayı yaparken bu düşünceler üzerine düşün.

Kutsal Anne, Durga, Kali, doğum ve yıkım, Buda’nın tahtı, Afrika, saldırma, öldürme, çeviklik, endişeli, gergin, baş parmağını emmek, gaddarlık, cesaret, hayatta kalma, yok etmek, vahşi, aslan yürekli, aslan payı, avlanma, hayatı hafife alma, içgüdüler, çiftleşme ritüeli, işaret, istek, dalgalı, gizli, sinsi, arkadan saldırma.

Aslanların bütün güçlü yanlarına rağmen sınırları vardır. Kısa ani çıkışlar yaparak koşarlar ve uzun mesafe koşucusu olan bir herhangi bir hayvan aslandan kurtulabilir. Güçlerini geri kazanmak için,aslanlar çok uzun zaman dinlenirler.Aslında avlanmadıkları zamanlarda, ya uyurlar ya da dinlenirler.Aslanlar üzerindeki araştırmalar gösterdi ki, avın kendini savunması imkansız değil.Toynakları olan bir hayvan dişi aslanın çenesine çarpıp kırabilir ve dişi aslan açlıktan ölebilir: yiyemez, avlanamaz, bitmiştir ve avı da özgür kalır.Hayattaki güçlü durumlarda, güce güvenmek çok caziptir;ama bütün şeyler gibi hiçbir şey sonsuza dek sürmez-her şey değişir.Öyle görünüyor ki herhangi bir durumla karşılaşma ihtimaline karşı sürekli uyanık olmalıyız.

Simha “aslan” demektir ve asana Vishnu’nun aslan adam olarak vücut bulmasına adanmıştır. Hristiyan resimlemelerinde İncil vaizi Mark kitabın üstünde oturan haleli ve kanatlı aslan olarak sunulmuştur.Bu bir kişinin kazanmayı düşünebileceği bütün güçleri gösterir; hale kutsallığı, aslanın kendisi ise bilgelik kitabının üstünde dinlenen büyük gücü temsil eder.Bu kitabın aslanın kendisi kadar güçlü bir mesajı vardır;ve aynı zamanda kutsaldır ve iki kanat üstünde hareket edebilir.

Bütün bunların bize kendi geçmişimizle ilgili söyleyecekleri vardır. Bu geçmiş bize miras kalandır ve hiç hatıramız kalmadığını düşünebiliriz; ama eğer bu düşüncelerin bilinçaltından yükselmesine izin verirsek, ortaya çıkanlara çok şaşırabiliriz.

Yansımalar: Aslan

Aslan sorgulanamaz şekilde güçlü bir semboldür. Ostia’da M.S 190 da Herkül ve oğullarına adanmış etkileyici bir heykel bulunmuştu. Bu Mithraic Kronos heykeli tamamen çıplak, aslan kafalı bir adamı gösterir.

Bir kişinin hayal edebileceği bütün güçlere sahiptir. Heykelin tabanında bir horoz, bir çam kozalağı, bir çekiç ve bir çift maşa bulunur. Vücudu, kafası bir taç gibi aslanın kafasının üstünde dinlenen bir yılanla altı kez sarılmıştır. Bu inanılmaz figür iki çift kanada sahiptir ve iki anahtarla bir kraliyet asası tutar. Göğsüne yıldırım şeklinde bir ok işlenmiştir.

Heykel hakkında çok az şey bilinir ama sembolizmdeki yeri oldukça şaşırtıcıdır. Bu sembollerin listesi ve evrensel anlamları tek başlarına büyüleyicidir. Eski zamanlardan beri aslanın büyük gücü kraliyetle bağdaştırılmıştır ve özellikle yılanın kafası aslanın kafasının üstünde dinlendiği için yılanın altı dairesini Kundalini yılanı olarak yorumlamak cezp edicidir. Bu yorumda bilgeliğin en yüksek hali beklenir. Dört kanadın verilmiş olması kesinlikle abartı değildir.Kanada sahip bir yaratık dünyanın ötesinde uçabilir.Güçlü düşüncelerin kanatları vardır.Ve bu iki çift kanat aynı anda iki yerde birden olmayı bile akla getirebilir.Bu tahminler için destek, anahtar ve kraliyet asasından gelir ki ikisini de göğsün üstündeki şimşek şeklindeki ok kadar iyi bir otorite sembolüdür.Çam kozalağı dışında,çekiç ve maşa ve diğer bütün semboller bu fikri destekler.

Çam kozalağı hem çam ağacının çoğalması hem de küçük hayvanlara yemek olması için tohumları taşır. Çekiç : belli bir konuya dört elle sarılmak, bir şeyi açığa çıkarmak, anlamak, bir şeyleri bir arada tutmak içindir.Bir çift maşa ile kişi yanan odunu ya da kömürü alabilir, taşıyabilir ve buna rağmen kendini yakmaz.Bu da için için yanan ateşlerin tehlikeli olduğunu ve ortadan kaldırılması gerektiğini kasteder.Bu denli büyük bir güce sahip olan kişi, karanlığın ışığın zıddı olması gibi zıt güçleri de kendine çekecektir.

Bu imge bize yılan kadar bilge, aslan kadar güçlü, çekiç ve maşa kadar kullanışlı, horoz kadar dikkatli olmayı anlatır ve otoriteyi kurmak bilginin anahtarını kullanmayı – ve hatta rüzgarın akımlarıyla bir kuş gibi kanatlar üzerinde uçmayı ve kaderle süzülmeyi anlatır.

Doğu ve Batı bu heykelde ; bilge hareketlerle potansiyellerini gerçekleştirebildiğinden ve engelleri dumanı tüten bir köz gibi ortadan kaldırabileceğinden şüphe duyanlara ; bilginin tohumlarının onu arayan herkes için hazır olduğuna ve bu bilginin arayıcının samimiyetiyle orantılı bir öğretmen tarafından teklif edilebileceğine dair bir mesaj verdiği konusunda bir araya gelmiş görünüyor.Aslan güneşin sembolüdür ve güneş de bütün beklentilerin ötesindeki bilincin, en yüksek bilgeliğin sembolüdür ve bu bilgeliğin içinde doğuştan var olan ışığa liderlik eder ve dolyısıyla yükünden azat edilmiş bir atom gibi büyük bir gücü temsil eder.

Aday için, aslan pozu, aslanın kendisinin bütün yaratıkların hakimi olması gibi, bütün kendi türünün içinde onların üzerinde hakimiyet kazanmayı sembolize edebilir. Daha sonra eğer bilgeliğin kelimeleri duyulursa , uyurgezeri uyandıran aslanın kükremesi gibi, içinde yankılanır.Gözünü Işığın üstünden ayırma – cehaletin karanlığına ancak Işık boyun eğdirebilir.

Referans Notlar: Aslan

  1. Güneş, tanrının her sabah geçtiği şafağın geçidini koruması beklenen Aker, bilinen en eski aslan tanrılardan biridir. Sonraki günlerde Mısırlı Mitolojistler gece boyunca güneşin dünyada var olan bir tünelin içinden geçtiğine inandılar ; bu tünelin her iki sonu da Aslan-tanrı ve Akeru denilen iki tanrı tarafından korunduğunu söylediler.Ölülerin kitabının Theban düzeltilmiş metinlerinde sırt sırta verip oturmuş iki aslanı ve güneş diskinin üzerinde durduğu ufukta aralarındaki desteği gösteren Akeru tanrılarını buluruz.Sonrasında Teolojide Sef ve Tuau, yani sırasıyla Dün ve Bugün olarak anılmıştır.Budge, Mısırlıların Tanrılar, bölüm 2, 360-361
  2. Aslan bir çok eski kültürde tanrıçalar olarak karşımıza çıkar ; Mezopotamya, Suriye, Girit, ve Fenike dahil olmak üzere. Newman, Büyük Anne, 272-273. Tibet Mitolojisinde, sert görünümlü aslan yüzlü Dakini (tanrıça) saklı metinlerin koruyucusudur.Bu tanrıçalar mistik öğretileri bağışlayanlar ve kutsal bağışları taşıyanlardır.Beyer, Tara’nın Tarikatı
  3. Schaller, “Yaratıkların Kralı ile Yaşam” 504.
  4. Campbel, Batılı Mitoloji, 265-266
  5. ”Bir aslanın yavrusu koyun sürüsünün içinde meliyordu.Bir aslan onu kenara çekti ve sudaki    imgesine bakmasını istedi.Aslan dedi ki ‘Sen kuzu değilsin.Kuzu gibi meleme.Sen bir aslansın.Aslan gibi kükre.Yavru aslan kendi doğasını fark etti ve aslan gibi kükredi ve aslana eşlik etti.Guru dedi ki ‘İnsan!Kuzu gibi meleme.Sen özünde Brahmansın.Sen küçük bir Jeeva değilsin.İnsan kendi brahmic doğasını fark etti ve bir bilge oldu.”Sivananda, Guru ve Disiplin, 59 .

“Tanrım, bütün bozulmuş ve ikinci kez lekelenmişler elendiğinde kişi Ganj nehrinin kumlarını aşan inanılmaz Buda özelliklerini elde eder.Sonra… kişi kendi tüm türlerin engellenmemiş anlayışını kazanır, her şeyi bilendir ve görendir, bütün hatalardan özgür ve bütün türlerin üzerinde hakim olan sahneye çıkar ve aslan gibi kükrer.”

“Doğumlarım bitmiştir; tamamıyla saf yaşama geçilmiştir, görev tamamlanmıştır; bunun ötesinde bilinecek hiçbir şey yoktur.” Wayman, Kraliçe Srimala’nın Aslan Kükreyişi, 89.

simhasana-2

Doğu Hindistan Tanrıçası Parvati aslanı sürerken.

Çeviri: Demet FİLİZKAN

Vrishchikasana Scorpion

vrishchikasana

Vrishchikasana Scorpion (Akrep Pozu)

Vrishchika bu pozun benzetildiği canlı olan akrep anlamına gelir. Kolların üst kısmı zeminde dinlenirken, bacaklar yukarı kaldırılır ve baş ile göğüs yukarı doğru uzatılır. Bacaklar dizlerden bükülür ve başın taç noktasına değene kadar yavaşça sırtın arkasına doğru alçaltılır.

Tehlikeli, fark gözetmeyen, iğneler, ağrı, güçlü, koruyucu, sihir, taç,  denge, yetenek, güç, tanrıların içkisi(nektar) ve ölümsüzlük yemeği, Bilincin yüceltilmesi, kendini yüceltme, ödül, incinmek, merhamet, cömertlik, zamanı değerli kılan, cinsel aktivite.

İlk olarak birçok acının gerçekleşmesi başka insanların incitilmesiyle oluştuğu  düşünülse de sonra anlaşılır ki kişisel acılar geçmişte fark edilmeyen bağımlılıkların ve kibrin bir sonucudur.

Tanrıça Selket’in merhameti en fakir köylü kadından hükümdar kraliçeye kadar bütün kadınlara sunulmuştur.  İnananları ona döndüğünde onlara sağlık verirdi, doğumda destek sağlardı ve tüm ihtiyaçlarını karşılardı. Kadınları cahillikten kurtarmayı kendi kutsal potansiyellerini fark etmelerini istiyordu. Bu aynı zamanda Bakire Meryem’de, Tibet Budistlerinden Tara’da, Çin’de ve Japonya’daki Kwan Yin’de görülen merhametin aynısıdır. Onlar doğanın ve üremenin inanılmaz baştan çıkarma gücünü ve içgüdülerin üstesinden gelmek için bilincin ne gerektirdiğini biliyorlardı.

Akrebin iğnesiyle cinsel ilişki arasındaki ilişki ise kadınla erkek arasındaki ilişki ile kolaylıkla anlaşılabilir. Erkek için seçim kadınınkinden farklı değildi: üremek için ya kadının rahmine tohumlarını bırakır(bu yüzden Eski Ahitte erkeğe ekici/ tohumlayıcı denirdi.)ya da Kutsal Bilgeliğin rahmine girmeye ve bütün içgüdüsel güçleriyle Kutsal Anneye teslim olurdu. Böylelikle ondan iç görü,  üçüncü kulakla duyabilme yeteneği ve fiziksel zevkle ruhsal haz deneyimleri arasındaki farkı ayırt edebilme gibi hediyeleri olacaktı.

Kutsal Anne ona bağlı olanı hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmazdı. Onu  bilincinizin tapınağında yani bedeninizde bulabilirsiniz.

Referans Notlar: Akrep

1. Akrebin saldırgan ve tehlikeli doğası ona Eski Mısır’da kötülüğün ve karanlığın koruyucusu ününü kazandırmıştır. ”Chuchward, İlk İnsanın İşaret ve Sembolleri,103

2. Selket Tutankamun’un mezarını koruyan zarif heykellerdeki dört tanrıçadan biridir.

vrishchikasana-1

Akrep Takımyıldızı

 Çeviren: Demet FİLİZKAN

Shavasana

shavasana

Shavasana (Ceset)

Shavasana ceset demektir. Bu pozda beden sırt üstü ve tamamen rahatlamış şekilde yerde uzanırken zihin uyanıktır. Gözler kapalı,kollar iki yanda ve avuçlar açıktır.Beden bir ceset kadar hareketsiz bırakılır.

“İyi bir shavasananın en iyi işareti, derin huzur ve saf mutluluk hissidir. Shavasana egonun uyanık(tetikte) bir teslim oluş halidir.Kendini unutarak kişi kendini keşfeder.” B.K.S. Iyengar

shavasana-2

Doğu Hindistan Tanrısı Vishnu, ilk(en eski) sularda yüzen yılan Ananta’nın üzerinde uyuyor. Vishnu’nun uyanışı yaratımı ortaya çıkarır.

Bu noktayla birlikte, aday asanaların pratiğinde bağımlılığın, dayanışmanın ve etkileşimin ne kadar önemli bir rol oynadığını fark etmiş olur.Bağımlılık ve bağlılık özgürlüğün iki büyük engelidir.Ve aslında hiçbir zaman tam bir bağımsızlık yoktur; kendimle diğer insanlar arasında ve iç ve dış dünya arasında dayanışma vardır.Farkındalık sürecinde bu etkileşimler çok açık bir şekilde ortaya çıkar.Kendi kendine yapılan analiz kişiyi kendine çektirdiği acıdan kurtarır.

Özellikle  hayvanların gösterimiyle ve hareketleriyle adlandırılan asanalar insanoğlunun hiçbir zaman diliminde yaratımdan ayrı olmadığını gösteriyor. Ne aşağı bir hayvan krallığı var ne de yukarı bir insan krallığı ama her birimizin aynı anda hem geçmişi hem şimdisi hem de geleceği var. Hayvanların sembolik anlamları dünyanın bir çok yerinde mitolojik inanışlarda genişçe yansıtılmıştır. Bütün sembolik imgeler hayatlarımızın üzerindeki güce gebedir ve onlarla karşılaşarak büyük bilinmeyenle yüzleşiriz,ve bizim bilmediğimiz bütün bu bakış açılarının etkileşimi buradadır.

Shavasana, ölüm pozu, daha önce karşılaştığımız soruların aynılarını ortaya çıkarır, bu yolla zihnin karanlık sularında dolaşan en tehditkar düşünceleri keşfederiz. Yüzeye çıkmaları en çok korktuğumuz şeydir ama yüzeye çıktıkları zaman aslında ölüm düşüncesinin karşılandığı zamandır. Diğer asanaların pratikleriyle ortaya çıkmış olan muhteşem sezgiler ölüm düşüncesiyle cesur bir şekilde yüzleşmemize yardım eder.Ölüm gerçeği, tanıdığımız bir öldüğünde ve ölüme yaklaşıldığında deneyimlenmiştir. O zaman sağlıklı beden ve zihne olan bağımlılık öncekinden daha büyük bir önem taşımaya başlar.

Bu asananın beden ve zihin üzerindeki etkisi –gevşemeden teslimiyete, ölüme ve hatta ölümden sonraya – inanılmazdır. Eğer yaşayan bir ölü olmak istemiyorsanız , o zaman yaşam amacı belirlenmiş olmalıdır.Eğer yaşamınızda bir parazit değil de aktif bir katılımcı olmak istiyorsanız, o zaman yaşam ve ölüm arasındaki dinamik dayanışma bilinmiş olmalıdır ve bu ikisi yönetilen ve konsantre bir etkileşimle buluşmak zorundadır.

Bir kişi ne kadar uzun yaşar? Kim bilir? Peki ya henüz yaşanmamış olan yaşam? Orada hayata dair nasıl bir takdir var ve hayat ne sunar? Ölüm büyük ve zalim bir can alan mıdır? Yoksa acılardan kurtaran mı? Ölüm her şeyin sonu mu? Birden fazla hayat var mı? Ölüm gecenin günlerin arasında dinlenmesi gibi iki yaşam arasındaki bir dinlenme mi?

Meditasyonun sessizliğinde, bütün dürtüleri kapatmak için gözlerimizi kapatarak, yola devam etmek için bize yenilenmiş güç ve ilham veren içimizdeki güçlere açarız kendimizi. Ama ölümde deneyimlenen hareketsizliğin (istirahatin) ve karanlığın sihri yeni hayat amacının bulunmasında yeniden doğmak isteyen ruhun kendini adamasında ve henüz gerçekleştirilmemiş görevin tamamlanmasında gereklidir. Bu görev ne olabilir?-kendi evrimimizin seyriyle işbirliğindeki seçim, bütün insanların amacı olan zeka ve bilinçlilik evrimi.

Zeka belki de zihnin kendi usta tercüman bakışındaki en etkileyici özelliktir. Gerçekleşen bütün hayat deneyimlerinden hangileri zihin tarafından kabul edilmiştir. Hangileri reddedildi ya da yanlış yorumlandı? Bütün deneyimler duygusal dürtüler tarafından mı taşırıldı? Zihin kendi karakteristik özellikleriyle mücadele eder, bazen şüpheli olarak, bazen de zeki veya baştan savma. Zihin sansürleyebilir ya da somutlaştırabilir ama her zaman kendisi için avantaj olarak yorumlar. Her bir yaşamda bazı dersler öğrenilir ve diğerleri savuşturulur veya hatta tanınmaz. Unutkanlık zihnin en pratik karakteristik özelliğidir.

Shavasana: Ceset Pozu

Aşağı hayvan krallığı, yukarı insan krallığı, büyük bilinmeyen, tehditkar, korkutucu, sağlıklı, rahatlama, teslim olmak, ölümden sonra, yaşayan ölü, aktif katılımcı, parazit, zalim yaşam alan, acı dindiren, birden fazla yaşam, meditasyon, yenileme, yaşam amacı, tamamlanmamış görev, bilincin ve zekanın evrimi, şüpheli, zeki, baştan savma, eleştirici, somutlaştırma, unutkanlık.

Tabii ki herkes ölü bir bedenin artık direnmediğini bilir. Bütün hayatımızda dirençten kurtulmak için inanılmaz oranda enerji harcarız. Hatta uykumuzda bile rüya vasıtasıyla o eylemi geri yansıtarak direnç varlığını sürdürür. Shavasana sembolik ölüm deneyimi sağlar ve yeniden doğma ihtiyacına işaret eder.

Hepimiz bir gün öleceğiz; bu korkutucu gerçeği kim duymak ya da bilmek ister? Biliyoruz ki bu dönüşüm hepimizin kaderinde var.Bundan korkuyoruz ve buna rağmen yaşam ve ölümle bizim ilgili değillermiş gibi oynuyoruz.Bize açıkça kurtulmamız gereken bütün eski zihinsel duygusal kavramların ve parazit duyguların ölümünün gerçekliğini anlatan Muladhara (kök) çakradaki Devi’nin elindeki kafa tasını hatırlamamayı tercih ediyoruz.

İçimizdeki iyiliği, en iyi özelliklerimizi –sadakat, ahlak, dürüstlük- öldüren zihnin ölümcül oyunlarını durdursak ne olurdu? Rol yapan, aldatan, göz boyayan, çatışan kişilik yönlerimizin hepsini ölüme sunmaya karar verir miydik?

Zihnin bütün bu eski programlarından özgür bir hayatı hayal etmek mümkün mü? Eğer cevap hayırsa, o zaman ölüm hakkında en ağır basan düşüncenin korku olmasına şaşırmamalıyız.

Yaşam ölümcül oyunlarla doludur. Ölümcül oyunlar yaşam gücünü baltalayan, vaat edilmiş güvenlikle kandıran parazitlerdir. Ölümcül oyunlar öldürme istediğini ortaya çıkarır.Başlangıcını rekabetle yapar:

Rekabet kazanmak demektir.

Kazanmak savaşmak

Savaşmak öldürmek

Öldürmek de kazanmak anlamına gelir.

Ölümün kaç tane yüzü vardır? Ölümü şöyle değerlendir:

Bir kültürel fikir

Gururun son eylemi

Gurursuzluktan kaçma

Gururu yeniden sağlama eylemi

Görevin ahlaki kanunu

Yaşamdan daha önemli olma

Gemiyle beraber batma.

Ben gemimin –yaşamın ve ölümün- kaptanı mıyım?

Yaşam boyunca genellikle ihmal edilmiş küçük ama önemli uyarılar ortaya çıkar. Fiziksel güç, görme ve duyma yitimi ve vücudun bazı bölümlerindeki katılık bize ölümlü olduğumuzu hatırlatır. Kalan zamanı nasıl değerlendiriyoruz? Eğer sadece sadece en acımasız efendi olan egonun üstesinden gelebilseydik, yaşam hareketli olurdu. Bu Aziz Paul’un şu sözü söyleyerek anlatmak istediği şeydi; “Her gün ölürüm.” Egonun istekleri ve açgözlülüğünden vazgeçildikten sonra, kişisel istekleri memnun etme çabası azalır; yaşam, bir nefes temiz hava gibi, yeni bir canlılık kazanır. Kişiden –kaplumbağanın kabuğundan ya da akrebin iğnesindeki gibi- hayatta nerede durması gerektiğini bilen yeni bir birey doğar: Tadasana.

Shavasanada, rahatlayarak teslim olmak, bırakmaya izin vermek için ilk girişimdir. Zihin nefesin akışını takip ederken,zihinsel gölün dalgaları yavaş yavaş yatışır.

Devam eden pratiklerle duygular yavaş yavaş içe çekilir ve hareketsiz kalır. Hırs, bencillik, kibir bir anlığına dinlenmeye bırakılır.Dinlenme deneyimle anlamı genişleyen önemli bir kelime olur.Shavasana, ceset pozu, ölüme teslim olma ihtiyacına yeni bir anlayış katar.Dinlenmekte olan beden kendini tamir etmeye başlar.Yeterli dinlenme bedeni duyguların itici güçlerinden; ve zihnin hırslarından iyileşme imkanı sunar.Yararları –fiziksel, zihinsel, duygusal- olarak derindir.Bu huzur, sessiz ve içsel uyum durumunda kişi hem yaşamda hem de ölümde var olan Işığın varlığını hissedebilir.

Ben Kutsal Işık tarafından yaratıldım.

Ben Kutsal Işık sayesinde hayatta kalırım.

Ben Kutsal Işık tarafından korunurum.

Ben Kutsal Işık tarafından kuşatılırım.

Ben Kutsal Işık olurum.

shavasana-3

Ölüm ve yeniden doğum: Mısır tanrısı Osiris’in mumyası tahıl büyütüyor.

Referans Notlar: Ceset

1.”Ölüm geçici bir fenomenin geçici sonudur. Ölümle bir bireyin belirli bir varoluştaki fiziksel yaşamının, sıcaklığının ve bilincinin yok olması ifade edilir.Ölüm bir varlığın tam bir ölümlülük hali değildir.Ölüm bir yerde ölüp başka bir yerde doğmak demektir, geleneksel terimlerde anlatıldığı üzere;’ bir yerde doğan güneşin başka bir yerde batması’ gibi.” Narada, Abhidhamma’nın el kitabı,51

shavasana-1

2.Teslim olmak ruhsal yaşama liderlik etmek isteyen kişilerin esas olan eylemidir, birçok büyük ruhsal öğretmenin yazılarında görüldüğü gibi:

“Ne yaparsan yap, ne yersen ye, feda etmek için neyi sunarsan sun, ne verirsen ver, neyi zorlukla uygularsan uygula, Arjuna, bunu Bana sunar gibi yap.”( Bhagavad Gita, 9:27)

“Zihnini bana yönelt; Bana adanmış ol; Bana feda et; Bana boyun eğ; bütün benliğini bu şekilde benimle birleştirerek en yüce hedefini Ben olarak bana gelmelisin.”(Bhagavad Gita 9:34)

“Nasıl itaat edeceğini öğren. Böylece yalnızken yönetebilirsin.”(Sivananda, Guru ve Disiplin, 24)

Zaferin ışığı inanç, özveri ve teslimiyet yoluyla saflaşan zihnin aynasında parlar.(Ibid.,222)

Kendini teslim, ego duygusunu bırakmak demektir. Ego duygusu tamamıyla saf dışı bırakılana kadar, Tanrı’yı fark edemeyiz. Ego duygusu bizimle Tanrı arasındaki perdedir.Eğer perdeyi kaldırırsanız O olduğunuzu bilirsiniz.(Ramdas, Dünya Tanrıdır, 77)

Her kim ki Bana özveriyle sınırsızca açıkça teslim olursa, o kişi kendini kanıtlamak için gerekli olan her şeye sahip olur.(Tripura Rahasya, 182)

İsa ona dedi ki, eğer mükemmel olacaksan, git ve sahip olduklarını satıp fakirlere ver, ve cennette hazineye sahip olursun; ve gel ve beni takip et. Ama genç adam bunu duyduğunda, boynunu büküp gitti; çünkü çok malı mülkü vardı. Sonra İsa havarilerine dedi ki ; Doğrusu size diyorum ki bu zengin adam cennetin krallığına zor girebilir.Ve tekrar size diyorum ki bir devenin iğnenin deliğinden geçmesi zengin bir adamın Tanrı’nın krallığına girmesinden daha kolaydır.(İncil, Matthew 19:21-24)

Ve Meryem dedi ki, Dikkatle bak, Ben Tanrının en büyük yardımcısı,kuluyum; bana söylediğin gibi olsun.(İncil, Luke 1:38)

3.Kutsal Işık Duasının mantrası.Swami Sivananda Radha’ya bakınız:Kutsal Işık Duası.

shavasana-4

11. yy Buda’nın Parinirvana oyması

shavasana-5

Mısır’ın yaratma ve diriltme tanrısı Osiris, etrafında görkemli bir ağacın büyüdüğü lahitinde uzanır.Bu ağaç kralın sarayı için yapılan bir kolonun içindedir, ve böylece dirilme yoluyla ölümün üzerindeki zaferi sembolize eder.

 Çeviren: Demet FİLİZKAN

Yoga ve Sağlık

Yoga, 3500 yıllık, belki da daha eski bir uygulama. Şehirleşmeyi reddeden toplulukların İndus vadisinde kendilerini ormana çekmesi ve doğayla yeniden bağlantı kurmak için yaptıkları uygulamaların yogayı başlattığı zannediliyor. Sonrasında bu hareketlere meditatif ve farkındalık öğelerinin katılması ile bugünlere uzanan uygulamalar evrilmiş oldu.

Yoga dışarıdan bakıldığında insanların değişik pozlardan pozlara girdiği bir takım fiziksel aktiviteler olarak görünebilir. Bu fiziksel hareketlerin (bunlara asana denir) yoga uygulamasında önemli bir yeri vardır, ama yoga bu hareketlerin ötesinde zihin, beden ve nefesi bir araya getirmek için yapılan davranışların tümüdür. Yoga kelimesi etimolojik olarak, sanskrit dilinde ‘bir araya getirmek ve gelmek’ demek olan yuj kelimesinden gelmektir. Yoga uygulaması bu nedenle asanalar ile beraber nefes çalışmaları (pranayama) ve meditasyon olarak ele alınır.

Yoga günlük stresler ve koşuşturmalar arasında fazla mesai yapan zihnin telaşını ve vücudun sürekli hareket ve meşgale bulma isteğini sakinleştiren ve bizi şimdiye, bu an’a getiren bir uygulamadır. Bir din, bir inanış, bir kült değildir. Sakinleyerek, anda kalarak, içe bakarak; soruları, cevapları, mutluluğu ve çözümleri içimizde bulmamaızı sağlayan kadim bilgi ve uygulamaların bileşimidir.

Yoganın insanın fiziksel ve ruhsal sağlığı üzerine olan yararları bilimsel olarak gösterilmiştir. İnsanının kendisini daha iyi hissetmesine neden olarak, stresi azaltarak, yaşam kalitesini yükselterek, smpatik sinir sistemi baskınlığını azaltarak etki gösterir. Fiziksel olarak kas gücü, esneklik ve akciğer solunum kapasitesini artırır.

Yoga ve hastalıklar

  • Depresyon
  • Anksiyete
  • Uykusuzluk
  • Migren
  • Fibromiyalji
  • Myofasiyal ağrı
  • Kronik yorgunluk sendromu
  • Obsesif kompulsif bozukluk
  • PTSD (Travma sonrası stres bozukluğu)
  • Yeme bozuklukları
  • Kilo sorunları
  • Metabolik sendrom
  • Bilişsel fonksiyon kayıpları
  • Unutkanlık
  • Yaşlanma
  • İrritabl bağırsak sendromu
  • Kalp damar hastalıkları
  • Bel ağrısı
  • Boyun ağrısı
  • Sırt ağrısı
  • Duruş bozuklukları
  • Astım
  • Otoimmün hastalıklar
  • Enflamatuar bağırsak hastalıkları
  • Romatizmal hastalıklar
  • Polikistik over sendromu
  • Hiperkolesterolemi gibi pek çok hastalıkta yoganın tek başına veya var olan tedaviye ek olarak yarar sağladığı gösterilmiştir.

Pek çok farklı yoga çeşidi vardır:

Hatha yoga: En yaygın ve en çok tanınan yoga çeşidi budur. Derslerde binyıllardır şekillenmiş fiziksel hareketler (asanalar), farkındalık ve nefesle birleştirilerek yapılır. Kişinin fiziksel ve tecrübesi ışığında her seviyeden insana göre hareketlerin zorluk dereceleri mevcuttur. Önemli olan amuda kalkmak veya Çinli akrobatlara benzemek değil, yapılan hareketi hiza kurallarına dikkat ederek ve insanın kendi bedenine zarar vermeden yapmaktır.

Yin yoga: Hatha yoga kadar aktif olmayan ve o denli efor ve fiziksel güç istemeyen daha sakin bir yoga türü. Tüm vücudu sarmalayan; kemiklerin, kasların, damar,  sinir ve lenf yollarını bir arada tutan fasya üzerine etkilidir. Girilen pozisyonlarda 3-5 dakika kalınarak hem fasyanın gevşemesi, açılması sağlanır hem de bu hareketsizlik içeriinsde içe bakış mümkün olur. Yin yoga derslerinde travmalarla ve sorunlarla yüzleşmek ve sonrasında ağlamak herkesin başına en az bir kere gelmiştir, son derece normaldir. Kronik yorgunluk sendromu ve depresyon nedeniyle kendini yeterince enerjik hissetmeyen ler ve yogaya yeni başlayanlar için çok uygundur.

Vinyasa: Hatha yogada kullanılan asanaların daha akışkan, dansa benzer ritimde birbirine eklenerek oluşturulan yoga çeşidi.

Yoga terapi (Vini yoga): Nefesle koordinasyon içerinde ve kademeli olarak yapılan hareket tekrarları ile problemli eklemlere yük bindirmeden yapılan, çoğunlukla kişiye adapte edilen sakin ve rahatlatıcı yoga türü.

Restoratif yoga: yastık, bolster, battaniye gibi yardımcı araçlar kullanılarak kişinin 10-15 dakika gibi uzun sürelerle belli bir pozisyonda bırakıldığı, vücudun kendini iyileştirme sürecine katkı sağlayan onarıcı ve iyileştirici yoga türü.

Ashtanga: Patthabi Jois tarfından geliştirilen fiziksel olarak, diğer yoga türlerine göre daha çok fiziksel güç ve tecrübe isteyen, önceden belirlenmiş sekansları olan yoga türü. Mysore stili derslerde, tecrübeli hocaların gözetiminde kişi kendi hızı içerisinde pratiğini tamamlar.

Kundalini yoga: Dinamik nefes tekniklerini tekrarlayan hareketler ile birleştiren yoga çeşidi. İnsanın içerisinde uyuyan enerjiyi uyandırdığı varsayımı ile hareket edilir.

Bikram yoga: Dünyanın her yerinde aynı şekilde yapılan ve 40 C dereceye ısıtılmış mekanlarda yapılan yoga çeşidi.

 

Yoga ve Faydaları

Yoga, kökeni Hindistan’a dayanan köklü bir felsefe, bir yaşam biçimidir. Amaç kişinin ruhsal ve bedensel yönden huzur bulmasıdır. Yoğun olarak omurgayı çevreleyen kaslar üzerinde çalışan yoga ile omurga uzar, esner ve güçlenir; gövdenin merkezinin dayanıklılığı artar, bu da tüm bedeni ve duruşu etkiler. Düzenli yoga ile kas tonusu ve güç artar, sürekli sandalye ve koltukta oturmanın zayıflattığı kaslar uyanmaya başlar; sırt ve kök kaslar güçlendikçe, hem yoga pozları içinde hiza, hem de günlük yaşamdaki duruş dönüşmeye başlar.

Yoga pozları, yani Asana’lar, güvenli bir şekilde kasları esnetir, kaslarda katılık, ağrı ve yorgunluğa sebep olan laktik asit serbest kalır. Eklem ve kasların hareket kabiliyeti artar, bedeni birarada tutan bağ doku güçlenir. Kronik ağrılarda ve kas gerginlikleri azalır.

Yoga uygulaması ile solunum sistemi iyileşir; göğüs kafesini çevreleyen kaslar güçlenir ve esner, akciğerlerin nefes kapasitesi artar. Farklı poz ve geçişlerin etkisiyle kalp ve kan dolaşımı desteklenir, hormonlar dengelenir ve bedenden yoğun bir toksin atımı gerçekleşir. Yoga, iç salgı bezleri ve organlara derinlemesine masaj yapar, bu dokular uyarılır ve dengelenir. Yogada dikkat ve odaklanma, denge pozlarında ve bedensel hiza araştırması içinde zamanla artar.

Yoga uygulamasında stres hormonu olan kortizol ve adrenal bezlerdeki strese yanıt veren hormonlar azalır, parasempatik sinir sistemi devreye girer ve bedende dinlenme hissi uyanır. Düzenli yoga uygulaması stresi azaltır, zihne bir dinginlik ve açıklık getirir. Kişi yaşamda zorlandığı durumları daha kolay idare etmeye başlar, düşünce, tepki ve hislerinin daha çok farkına varır. Uyku problemleri ve stres bağlantılı sıkıntılar rahatlayabilir.

Yogadaki nefes çalışmaları ve uygulamayla artan duygusal farkındalık da kişiyi duygusal açıdan dengelemeye başlar. Uyanan bütünlük ve birlik hisleri ile ve kişi daha merkezinde hisseder, kendisi ve yaşamla olan ilişkisinde bir rahatlama yolu açılır.

Yoga uygulaması sırasında nefesi, hareketi, içimizdeki his ve eğilimleri izlemeye, fark etmeye, bedenin ve zihnin doğasını algılamaya başlıyoruz. Kendimize daha yakından bakabilmek, kendi gerçeğimizi görmemize alan veriyor. Yoga matı üzerinde yaşadığımız her farkındalık ve rahatlama, günlük yaşamdaki tutum ve tepkilerimize de etki ediyor.

Büyük hocaların söylediği gibi, sözcükler yoganın gerçek değerini anlatmakta yetersiz kalıyor, yoga ancak deneyimlenebiliyor. Sizi, bizle yogayı deneyimlemeye davet ediyoruz!

Kimler Yoga Yapabilir?

Aslında herkes yoga yapabilir. Her yaş grubundan insan bu derslere katılabilir. Ama bedeninizin farkında olmanız ve size uygun sınıfları seçmeniz koşuluyla. Kronik rahatsızlıkları olanlar, kalp hastalığı, yüksek tansiyon riski taşıyanlar hekimlerine danışmalılar derse gelmeden önce. Sizi rahatsız eden sürekli ağrılarınız varsa eğitmeni bilgilendirin pratiğinize başlamadan. Yeni başlayanlar temel yoga derslerini tercih etsinler. Nefes, hiza, asanalar (yoga pozları) bu derslerde öğrenilir. Kendinizi akışa bırakmaya bu derslerde başlarsınız çünkü. Zamanla daha ileri sınıflara da katılabilirsiniz (Ya da hep temelde devam edersiniz ki bu da çok doğaldır). Her kişinin bedeni, ihtiyaçları, tutkuları farklıdır ne de olsa…

 

  • ESNEK OLMAYAN BİRİ DE YOGA YAPABİLİR Mİ?

    Elbette. Yoga zamanla esnekliği artırır.

  • NE KADAR SÜREDE ÖĞRENİLİR?

    İşin paketini altı ayda öğrendikten sonra yolculuğunuza tek başınıza devam edebilirsiniz. Amaç hiçbir zaman maymun gibi bacağınızı kafanızın üstüne koymak değil. Sizden istenilen beden, zihin ve enerjinizi disiplinli bir çaba ile kontrol etmektir.

  • NE SIKLIKLA YOGA YAPMAK LAZIM?

    Yoga hareketlerini öğrenme safhasındaysanız haftada bir-iki gün yeterli. Ancak öğrendikten sonra günde iki kez yapmak en uygunudur.

  • HAMİLELER YOGA YAPABİLİR Mİ?

    Hamilelik bir kadın için çok özel ve gerçekten de yardım alması gereken bir dönemdir. Hamile yogası anne adayını doğuma ve anneliğe hazırlayan hareketle, nefes teknikleri ve meditasyonlar içerir. Amaç anne adayının hamilelik dönemini daha rahat geçirmesini sağlamaktır. Nefes ve yoga duruşları ile bel ve omurganın tümü desteklenir. Bulantı, kramp ve gerginlikler hafifler. Bedeni doğuma ve sonrasına hazırlar.

    ÇOCUK YOGASI NEDİR?

    Çocuk yogası jimnastik ve bale hareketlerinin de temelini oluşturan duruşların çocuklara çoklu zeka kuramına göre oluşturulan ders içerikleri ile öğretilmesidir.

  • BEL VE BOYUN FITIĞINA, YOGA UYGUNMUDUR?

    Yoga yapmak bedeninize bir postür düzgünlüğü ve vücudunuza denge getireceğinden iyi geldiği ve tedavi ettiği söylenmektedir. Rahatsızlığınızın aşamalarını bilemediğimizden başlamadan önce doktorunuza danışmanızı tavsiye ediyoruz.

  • PANİK ATAĞI OLANA YOGA İYİ GELİRMİ?

    Yoga’nın en önemli amacı, zihni sadelik ve huzura ulaştırmak için yenilemektir. Araştırmalar, Yoga’nın panik atağa yararlı olduğunu göstermektedir. Birçok rahatsızlığın tedavisinde de Yoga’dan destek alınabilmektedir.

Yoga Nedir?

Genel olarak meditasyonun zihinle yapılan haline yoga denmektedir. Kişinin bedensel ve ruhsal açıdan huzur bulmasının amaçlandığı yoga aslında bir yaşam biçimidir. Çıkış noktasının Hindistan ve Pakistan olduğu bilinmektedir. Yoganın nasıl yapıldığı, ne işe yaradığı ve faydalarını anlattığımız yazımız, yogaya başlamak isteyenler tarafından mutlaka okunmalıdır. Bu yazı sizin için bir ön bilgi olacaktır.

Meditasyonun en etkili olduğu yöntemlerden biri olan yoga, çeşitli birçok olumlu etkiye de sahiptir. Doğru nefes alıp vermenin tekniğini öğreten yoga, bu sayede kalp atışlarının düzene girmesini sağlar. Bu etki hafife alınacak bir etki değildir, aksine ölümlere neden olan kalp krizi riskinin azalmasına faydalı olduğundan oldukça önemlidir. Sinir sistemindeki gevşemeler sayesinde de panik atak, depresyon gibi psikolojik rahatsızlıkların atlatılmasında kolaylık sağlamaktadır.

Özellikle hamile bayanların yaptığı yoga, doğru duruşun öğrenilmesi bakımından, doğum sırasında ve doğum sonrasında annenin kendisini rahat hissetmesinde etkilidir. Tüm bu faydalara sahip yoga ile ilgili ilk kavramlar M.Ö. 900 ve 500 yılları arasına dayanmaktadır.

Budizm’in ise yoga ile ilgisi oldukça fazladır. Bu dine ait eski metinlerde meditasyon ile ilgili terimler yer aldığı tespit edilmiştir. Belirli günlerde düzenli olarak yapılan yoga ciddi anlamda rahatlama sağlayacaktır. Öncelikle buna inanmakla işe başlamak gerekir.

Herkesin kendine göre bir nedeni olsa da standart hale gelmiş cevap :

  • Stresten arınma
  • Ağrıların azalması
  • Nefes alışverişinin iyileşmesi
  • Esneklik
  • Güçlenme
  • Canlılık
  • Kilo yönetimi
  • Sağlığın genel olarak daha iyi olması
  • Daha iyi bir kan dolaşımı
  • Kardiyovasküler kondisyon
  • Şimdiye odaklanma
  • İç huzur