Etiket arşivi zihin

Simhasana

simhasana-1

Simhasana (Aslan Pozu)

Simha aslan demektir ve bu poz kükreyen bir aslanı andırır. Sağ ayak sol kalçanın altında,sol ayaksa sağ kalçanın altındadır.Ağırlık ileri doğru dizlerin üzerinde ve kollar ve avuçlar aynı hizada dizlerin üzerindedir.(Bir varyasyonu da Padmasana pozunda oturulur,ağırlık yerde olan ellerin üzerindedir.)Ağız tamamen açıktır  ve dil çeneye doğru uzatılır.Nefes açık boğazla kuvvetli bir şekilde verilir.

“Eğer Guru’na teslim olmazsan, en azından öğrenme sürecinde teslim ol. Eğer olmazsan gururunun sorumlusu egodur.” B.K.S.Iyengar

Simhasana (Lion)

Hindistan’da aslan kraliyet gücünün ve görkeminin en büyük sembolüdür;”Erkeklerin aslanı” terimi “kral”a karşılık gelir ve aslında kral da erkeklerin en üstünüdür. Aslanın bu yaratıkların kralı sembolü kralın aslan olarak adlandırıldığı Yunanistan’da da gelişmiştir ve diğer Avrupa kraliyet aileleri aslanı armalarında gücün sembolü olarak kullanmışlardır. Aşırı gurur da aslanlara dayandırılmıştır ve gurur tabii ki kraliyete yakışır, birbirlerini tamamlarlar.

Aslanın en etkileyici görünümlerinden biri de, Mısırlıların güneş tanrısı olan Ra-Temu-Khepera-Herukhuti’nin sembolü olan Giza sfenksidir.Hiç kimse bu sıra dışı heykelin ne zaman inşa edildiğini bilmiyordu ama bu muazzam abidenin ölüleri ve mezarlarını koruması beklenen güneş tanrısını ruhu için olduğu düşünülmek istenmiştir.Bu heykel insan kafalı bir aslan vücududur.Aslanın güçlü bedeni nedeniyle konu güç müydü?Yoksa akıl yürütme insan kafası sebebiyle bilgi miydi?Kimlerinin sadece kendi düşünceleri ,kimilerinin ise daha kötüsü sadece fantezide kalan düşünceleriyle bilginlerin bu konuda birçok tahminleri var.Ama sembol ve metafor olarak düşünülüp konuşulursa kişi sfenksin anlamını anlamaya yaklaşabilir.Yunanlıların da kendi sfenksleri vardı.Kafaları ve kanatları ve kadınlarınki gibi göğüsleri vardı.

Kuzey Afrika ülkelerinde, özellikle Mısır’da,aslan evcil bir hayvandı ve tabii ki büyük bir koruyucuydu.İstenmeyen insanlar evcil aslanın varlığı sayesinde saygılı bir mesafede tutuluyordu.Günümüzde Afrika’daki av bekçileri derler ki “Görünen bir aslan tehlikeli değildir ama çimenlerde, taşlarda, kumda kamuflaj olmuş saklanan bir aslan sürpriz bir saldırıda bulunabilir.”

Bu poz kişinin kendi içindeki gücü bilmesine yardım edebilir,nasıl kamuflaj olduğuna ya da maskelendiğine ve içinde kükreyen yırtıcı bir aslanken kuzu gibi görünmesiyle ortaya çıkan tehlikelere..Çok az insan gerçekten naziktir.Bazı insanlar bir bebeği ya da küçük bir hayvanı sevip okşarken ,vücutlarının diğer bölümlerini sıkarlar, mesela dişlerini, ki güçlü bir silaha dönüşebilecek olan ellerindeki enerjiyi başka tarafa yönlendirebilsinler.Ebeveynler çocukları için güçlü tanrılardır ve sık sık bu güçlerini ortak bir ilişki kurabilmek için gizlerler.Gücün ifadesi çok güçlü olabilir.

Simhasana ses çıkartılan tek asanadır. Aslanın kükreyişinde verilen ifadeler gaddarlık ve güçtür ve ciğerler ve boğaz birçok insanın ifade edemeyip tuttuğu bütün yutulmuş kelimelerden ve gözyaşlarından temizlenir.

Kraliyet, görkem,yaratıkların kralı,gurur,sfenks, güneş tanrısı, bilgi, güçlü yanlar, kanatlı, koruyucu, istenmeyen insanlar, görünen, kamuflaj olan, sürpriz saldırı, maskelenmiş, kuzu, nazik, yırtıcı, kenetlemek, güçlü silah, güç, gizli, kükreme, yutulmuş kelimeler, göz yaşları, ifade edilmemiş.

Hayat ve kader çoğu zaman kişinin kontrolünün ötesinde bir güce sahip gibi görünür.Doğuda bu gücü sembolize eden Durga görünüşüyle Kutsal Anne aslan süren olarak tanımlanır.O erkek eşi olmayan tek tanrıçadır.(Parvati’nin Şiva’sı vardır Radha’nın  Krishna’sı…..)Durga görünüşüyle Kali,o kadar güçlüdür ki herhangi bir güce meydan okuyabilir;dengini henüz bulamamıştır.Kali görünüşüyle Kutsal Anne yeni yaşamı doğurur ve eskisini yok eder,bu yıkım onun bütünü tüketen gücünün sembolü olmuştur.

Doğu ülkelerindeki tahtların genellikle oturaklarının sırt kısmı aslanlı bir örtüyle, patileri de bacakları oluşturacak şekilde yapılmıştır.Buda’nın tahtına “aslanın tahtı” denilmiştir.Siddhartha da, simgesi aslan olan bir kraliyet ailesinde dünyaya gelmiştir.Ve o Buda olduğunda Sakyaların “bilge aslanı” olarak adlandırılmıştır.Eski Dünyada aslan kafası ve pençesi  desenli el işi eşyalar varlığı ve gücü temsil eder ve emir niteliği taşırdı.

Aslan kelimesi söylendiğinde,bir kişi Afrika’yı, gölleri, sıcağı, çatışmalar ülkesini düşünebilir;başkaları ise zihinlerinin gözlerinde birine saldıran ve öldüren bir aslan görebilir.’Özgür Doğan ve Özgür Yaşayan’ı okuyanların çoğu,”Dişi aslan Elsa ve yavrularının hikayesi” büyük güç ve çevikliğe sahip olarak aslan için çok özel duygular besleyebilir.Ama Joy Adamson’ı hatırlamalıyız ki dişi aslan endişeli ve gergin olduğunda gelip onun baş parmağını emerdi.Doğal düşmanı olmayan bu kadar güçlü bir hayvanın bu kadar huzur ihtiyacında olmasına inanmak zor.

Algılarımıza göre, acımasızlık, vahşilik ve cesaret aslanın karakteristik özellikleridir. Ama o hiçbir zaman direk saldırmayacak bunun yerine arkadan yaklaşacaktır.Aslan bir hayvanı takip eder ve üstüne atlayıp onu ezer,sonra öldürmek için pençeleriyle kazar.

Doğa hepimiz için zordur.Birçok alanda sık sık hayatta kalmak, varlığımızı sürdürmek için aslanlar gibi savaşmak zorundayız.Hayatın en karanlık anlarında kişi kendini eski Hristiyanlarda olduğu gibi yenip yutulmak için aslanlara atılmış gibi hissedebilir.

İnsanlar işlerinde ya da Wall Street’te yabani bir aslan gibi vahşilik gösterebilirler; ama aynı zamanda risk alabilecek cesarete sahip olabilmek için aslan yürekli olmalıdırlar. Başrolü yani “aslan payını” alan varlıklı insanlardan bahsediyoruz. Hayat abartısız onlara tabakta sunulmuştur ve sayıları bütün nüfusla karşılaştırıldığında  çok azdır, öyle ki yüzde birden bile bahsedemeyiz.Fakat onlar için bile sunulanın ellerinde kalacağının garantisi yoktur.Uğruna çalışılmayan,hak edilmeyen şeyler çoğunlukla dikkatsizlikle kaybedilir ve bazen de boşa harcanıp israf edilir.Çoğumuz en başından her ne kazandıysak onun için zor yolu öğrenmek zorundayız.

Aslan yaratıkların kralıdır. Bu tarz bir hayvanın kolay bir yaşamı var gibi görünür;çok fazla çalışmasına gerek yoktur değil mi?Erkek aslan için kesinlikle öyledir.Avlanan dişi aslandır ama ilk yiyen erkektir;sonra dişi yer ve arta kalanlar yavrular içindir.Bu  yavru aslanların çok ilgilendikleri bir durum değildir.Ama yavruların içgüdüleri onlara ne yapacaklarını söyler gibi görünür.Eğer yavrular acıktıklarında yiyeceğe ulaşmaya çalışırken itişip kakışırlarsa,kendileri için büyük bir pay alabilirler-bu pay bazen de onları öldürür.Diğer yandan gurur duyan dişi aslanlar bakım görevleri gereği yiyeceği paylaşırlar.Çiftleşme dönemlerinde bile işareti veren dişi aslandır ve erkek sonra cevap verir.

Bu büyük kediler yürüme şekilleriyle ve avlanma içgüdüleriyle ev kedilerini andırırlar. Her ikisi de pençelerini içeri çekerler böylece daha hızlı hareket ederler, sonra avlarını yakalamak için pençelerini dışarı çıkarırlar. Kedilerin kendilerine has karakterleri, kendi istekleri vardır ve eğitilmeleri çok zordur.Aslan terbiyecileri kedileri gençken gözlemler ve dikkatli seçimler yaparlar veya beslenmekten hoşlanan ve artık avlanmayan yaşlı aslanları kullanırlar.

Aslan duruşu bazı önemli insan karakter özelliklerini gösterir. Hareketleri kedi gibi olabilir-kıvrımlı, dalgalı ve sinsi. Psikolojik olarak, bir insan inatçı ya da sinsi olabilir, arkadan saldırabilir.Ama aynı zamanda aslanın güç ve zekasından yararlanılabilir.

Bu asanayı yaparken bu düşünceler üzerine düşün.

Kutsal Anne, Durga, Kali, doğum ve yıkım, Buda’nın tahtı, Afrika, saldırma, öldürme, çeviklik, endişeli, gergin, baş parmağını emmek, gaddarlık, cesaret, hayatta kalma, yok etmek, vahşi, aslan yürekli, aslan payı, avlanma, hayatı hafife alma, içgüdüler, çiftleşme ritüeli, işaret, istek, dalgalı, gizli, sinsi, arkadan saldırma.

Aslanların bütün güçlü yanlarına rağmen sınırları vardır. Kısa ani çıkışlar yaparak koşarlar ve uzun mesafe koşucusu olan bir herhangi bir hayvan aslandan kurtulabilir. Güçlerini geri kazanmak için,aslanlar çok uzun zaman dinlenirler.Aslında avlanmadıkları zamanlarda, ya uyurlar ya da dinlenirler.Aslanlar üzerindeki araştırmalar gösterdi ki, avın kendini savunması imkansız değil.Toynakları olan bir hayvan dişi aslanın çenesine çarpıp kırabilir ve dişi aslan açlıktan ölebilir: yiyemez, avlanamaz, bitmiştir ve avı da özgür kalır.Hayattaki güçlü durumlarda, güce güvenmek çok caziptir;ama bütün şeyler gibi hiçbir şey sonsuza dek sürmez-her şey değişir.Öyle görünüyor ki herhangi bir durumla karşılaşma ihtimaline karşı sürekli uyanık olmalıyız.

Simha “aslan” demektir ve asana Vishnu’nun aslan adam olarak vücut bulmasına adanmıştır. Hristiyan resimlemelerinde İncil vaizi Mark kitabın üstünde oturan haleli ve kanatlı aslan olarak sunulmuştur.Bu bir kişinin kazanmayı düşünebileceği bütün güçleri gösterir; hale kutsallığı, aslanın kendisi ise bilgelik kitabının üstünde dinlenen büyük gücü temsil eder.Bu kitabın aslanın kendisi kadar güçlü bir mesajı vardır;ve aynı zamanda kutsaldır ve iki kanat üstünde hareket edebilir.

Bütün bunların bize kendi geçmişimizle ilgili söyleyecekleri vardır. Bu geçmiş bize miras kalandır ve hiç hatıramız kalmadığını düşünebiliriz; ama eğer bu düşüncelerin bilinçaltından yükselmesine izin verirsek, ortaya çıkanlara çok şaşırabiliriz.

Yansımalar: Aslan

Aslan sorgulanamaz şekilde güçlü bir semboldür. Ostia’da M.S 190 da Herkül ve oğullarına adanmış etkileyici bir heykel bulunmuştu. Bu Mithraic Kronos heykeli tamamen çıplak, aslan kafalı bir adamı gösterir.

Bir kişinin hayal edebileceği bütün güçlere sahiptir. Heykelin tabanında bir horoz, bir çam kozalağı, bir çekiç ve bir çift maşa bulunur. Vücudu, kafası bir taç gibi aslanın kafasının üstünde dinlenen bir yılanla altı kez sarılmıştır. Bu inanılmaz figür iki çift kanada sahiptir ve iki anahtarla bir kraliyet asası tutar. Göğsüne yıldırım şeklinde bir ok işlenmiştir.

Heykel hakkında çok az şey bilinir ama sembolizmdeki yeri oldukça şaşırtıcıdır. Bu sembollerin listesi ve evrensel anlamları tek başlarına büyüleyicidir. Eski zamanlardan beri aslanın büyük gücü kraliyetle bağdaştırılmıştır ve özellikle yılanın kafası aslanın kafasının üstünde dinlendiği için yılanın altı dairesini Kundalini yılanı olarak yorumlamak cezp edicidir. Bu yorumda bilgeliğin en yüksek hali beklenir. Dört kanadın verilmiş olması kesinlikle abartı değildir.Kanada sahip bir yaratık dünyanın ötesinde uçabilir.Güçlü düşüncelerin kanatları vardır.Ve bu iki çift kanat aynı anda iki yerde birden olmayı bile akla getirebilir.Bu tahminler için destek, anahtar ve kraliyet asasından gelir ki ikisini de göğsün üstündeki şimşek şeklindeki ok kadar iyi bir otorite sembolüdür.Çam kozalağı dışında,çekiç ve maşa ve diğer bütün semboller bu fikri destekler.

Çam kozalağı hem çam ağacının çoğalması hem de küçük hayvanlara yemek olması için tohumları taşır. Çekiç : belli bir konuya dört elle sarılmak, bir şeyi açığa çıkarmak, anlamak, bir şeyleri bir arada tutmak içindir.Bir çift maşa ile kişi yanan odunu ya da kömürü alabilir, taşıyabilir ve buna rağmen kendini yakmaz.Bu da için için yanan ateşlerin tehlikeli olduğunu ve ortadan kaldırılması gerektiğini kasteder.Bu denli büyük bir güce sahip olan kişi, karanlığın ışığın zıddı olması gibi zıt güçleri de kendine çekecektir.

Bu imge bize yılan kadar bilge, aslan kadar güçlü, çekiç ve maşa kadar kullanışlı, horoz kadar dikkatli olmayı anlatır ve otoriteyi kurmak bilginin anahtarını kullanmayı – ve hatta rüzgarın akımlarıyla bir kuş gibi kanatlar üzerinde uçmayı ve kaderle süzülmeyi anlatır.

Doğu ve Batı bu heykelde ; bilge hareketlerle potansiyellerini gerçekleştirebildiğinden ve engelleri dumanı tüten bir köz gibi ortadan kaldırabileceğinden şüphe duyanlara ; bilginin tohumlarının onu arayan herkes için hazır olduğuna ve bu bilginin arayıcının samimiyetiyle orantılı bir öğretmen tarafından teklif edilebileceğine dair bir mesaj verdiği konusunda bir araya gelmiş görünüyor.Aslan güneşin sembolüdür ve güneş de bütün beklentilerin ötesindeki bilincin, en yüksek bilgeliğin sembolüdür ve bu bilgeliğin içinde doğuştan var olan ışığa liderlik eder ve dolyısıyla yükünden azat edilmiş bir atom gibi büyük bir gücü temsil eder.

Aday için, aslan pozu, aslanın kendisinin bütün yaratıkların hakimi olması gibi, bütün kendi türünün içinde onların üzerinde hakimiyet kazanmayı sembolize edebilir. Daha sonra eğer bilgeliğin kelimeleri duyulursa , uyurgezeri uyandıran aslanın kükremesi gibi, içinde yankılanır.Gözünü Işığın üstünden ayırma – cehaletin karanlığına ancak Işık boyun eğdirebilir.

Referans Notlar: Aslan

  1. Güneş, tanrının her sabah geçtiği şafağın geçidini koruması beklenen Aker, bilinen en eski aslan tanrılardan biridir. Sonraki günlerde Mısırlı Mitolojistler gece boyunca güneşin dünyada var olan bir tünelin içinden geçtiğine inandılar ; bu tünelin her iki sonu da Aslan-tanrı ve Akeru denilen iki tanrı tarafından korunduğunu söylediler.Ölülerin kitabının Theban düzeltilmiş metinlerinde sırt sırta verip oturmuş iki aslanı ve güneş diskinin üzerinde durduğu ufukta aralarındaki desteği gösteren Akeru tanrılarını buluruz.Sonrasında Teolojide Sef ve Tuau, yani sırasıyla Dün ve Bugün olarak anılmıştır.Budge, Mısırlıların Tanrılar, bölüm 2, 360-361
  2. Aslan bir çok eski kültürde tanrıçalar olarak karşımıza çıkar ; Mezopotamya, Suriye, Girit, ve Fenike dahil olmak üzere. Newman, Büyük Anne, 272-273. Tibet Mitolojisinde, sert görünümlü aslan yüzlü Dakini (tanrıça) saklı metinlerin koruyucusudur.Bu tanrıçalar mistik öğretileri bağışlayanlar ve kutsal bağışları taşıyanlardır.Beyer, Tara’nın Tarikatı
  3. Schaller, “Yaratıkların Kralı ile Yaşam” 504.
  4. Campbel, Batılı Mitoloji, 265-266
  5. ”Bir aslanın yavrusu koyun sürüsünün içinde meliyordu.Bir aslan onu kenara çekti ve sudaki    imgesine bakmasını istedi.Aslan dedi ki ‘Sen kuzu değilsin.Kuzu gibi meleme.Sen bir aslansın.Aslan gibi kükre.Yavru aslan kendi doğasını fark etti ve aslan gibi kükredi ve aslana eşlik etti.Guru dedi ki ‘İnsan!Kuzu gibi meleme.Sen özünde Brahmansın.Sen küçük bir Jeeva değilsin.İnsan kendi brahmic doğasını fark etti ve bir bilge oldu.”Sivananda, Guru ve Disiplin, 59 .

“Tanrım, bütün bozulmuş ve ikinci kez lekelenmişler elendiğinde kişi Ganj nehrinin kumlarını aşan inanılmaz Buda özelliklerini elde eder.Sonra… kişi kendi tüm türlerin engellenmemiş anlayışını kazanır, her şeyi bilendir ve görendir, bütün hatalardan özgür ve bütün türlerin üzerinde hakim olan sahneye çıkar ve aslan gibi kükrer.”

“Doğumlarım bitmiştir; tamamıyla saf yaşama geçilmiştir, görev tamamlanmıştır; bunun ötesinde bilinecek hiçbir şey yoktur.” Wayman, Kraliçe Srimala’nın Aslan Kükreyişi, 89.

simhasana-2

Doğu Hindistan Tanrıçası Parvati aslanı sürerken.

Çeviri: Demet FİLİZKAN

Vrishchikasana Scorpion

vrishchikasana

Vrishchikasana Scorpion (Akrep Pozu)

Vrishchika bu pozun benzetildiği canlı olan akrep anlamına gelir. Kolların üst kısmı zeminde dinlenirken, bacaklar yukarı kaldırılır ve baş ile göğüs yukarı doğru uzatılır. Bacaklar dizlerden bükülür ve başın taç noktasına değene kadar yavaşça sırtın arkasına doğru alçaltılır.

Tehlikeli, fark gözetmeyen, iğneler, ağrı, güçlü, koruyucu, sihir, taç,  denge, yetenek, güç, tanrıların içkisi(nektar) ve ölümsüzlük yemeği, Bilincin yüceltilmesi, kendini yüceltme, ödül, incinmek, merhamet, cömertlik, zamanı değerli kılan, cinsel aktivite.

İlk olarak birçok acının gerçekleşmesi başka insanların incitilmesiyle oluştuğu  düşünülse de sonra anlaşılır ki kişisel acılar geçmişte fark edilmeyen bağımlılıkların ve kibrin bir sonucudur.

Tanrıça Selket’in merhameti en fakir köylü kadından hükümdar kraliçeye kadar bütün kadınlara sunulmuştur.  İnananları ona döndüğünde onlara sağlık verirdi, doğumda destek sağlardı ve tüm ihtiyaçlarını karşılardı. Kadınları cahillikten kurtarmayı kendi kutsal potansiyellerini fark etmelerini istiyordu. Bu aynı zamanda Bakire Meryem’de, Tibet Budistlerinden Tara’da, Çin’de ve Japonya’daki Kwan Yin’de görülen merhametin aynısıdır. Onlar doğanın ve üremenin inanılmaz baştan çıkarma gücünü ve içgüdülerin üstesinden gelmek için bilincin ne gerektirdiğini biliyorlardı.

Akrebin iğnesiyle cinsel ilişki arasındaki ilişki ise kadınla erkek arasındaki ilişki ile kolaylıkla anlaşılabilir. Erkek için seçim kadınınkinden farklı değildi: üremek için ya kadının rahmine tohumlarını bırakır(bu yüzden Eski Ahitte erkeğe ekici/ tohumlayıcı denirdi.)ya da Kutsal Bilgeliğin rahmine girmeye ve bütün içgüdüsel güçleriyle Kutsal Anneye teslim olurdu. Böylelikle ondan iç görü,  üçüncü kulakla duyabilme yeteneği ve fiziksel zevkle ruhsal haz deneyimleri arasındaki farkı ayırt edebilme gibi hediyeleri olacaktı.

Kutsal Anne ona bağlı olanı hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmazdı. Onu  bilincinizin tapınağında yani bedeninizde bulabilirsiniz.

Referans Notlar: Akrep

1. Akrebin saldırgan ve tehlikeli doğası ona Eski Mısır’da kötülüğün ve karanlığın koruyucusu ününü kazandırmıştır. ”Chuchward, İlk İnsanın İşaret ve Sembolleri,103

2. Selket Tutankamun’un mezarını koruyan zarif heykellerdeki dört tanrıçadan biridir.

vrishchikasana-1

Akrep Takımyıldızı

 Çeviren: Demet FİLİZKAN

Yoga ve Sağlık

Yoga, 3500 yıllık, belki da daha eski bir uygulama. Şehirleşmeyi reddeden toplulukların İndus vadisinde kendilerini ormana çekmesi ve doğayla yeniden bağlantı kurmak için yaptıkları uygulamaların yogayı başlattığı zannediliyor. Sonrasında bu hareketlere meditatif ve farkındalık öğelerinin katılması ile bugünlere uzanan uygulamalar evrilmiş oldu.

Yoga dışarıdan bakıldığında insanların değişik pozlardan pozlara girdiği bir takım fiziksel aktiviteler olarak görünebilir. Bu fiziksel hareketlerin (bunlara asana denir) yoga uygulamasında önemli bir yeri vardır, ama yoga bu hareketlerin ötesinde zihin, beden ve nefesi bir araya getirmek için yapılan davranışların tümüdür. Yoga kelimesi etimolojik olarak, sanskrit dilinde ‘bir araya getirmek ve gelmek’ demek olan yuj kelimesinden gelmektir. Yoga uygulaması bu nedenle asanalar ile beraber nefes çalışmaları (pranayama) ve meditasyon olarak ele alınır.

Yoga günlük stresler ve koşuşturmalar arasında fazla mesai yapan zihnin telaşını ve vücudun sürekli hareket ve meşgale bulma isteğini sakinleştiren ve bizi şimdiye, bu an’a getiren bir uygulamadır. Bir din, bir inanış, bir kült değildir. Sakinleyerek, anda kalarak, içe bakarak; soruları, cevapları, mutluluğu ve çözümleri içimizde bulmamaızı sağlayan kadim bilgi ve uygulamaların bileşimidir.

Yoganın insanın fiziksel ve ruhsal sağlığı üzerine olan yararları bilimsel olarak gösterilmiştir. İnsanının kendisini daha iyi hissetmesine neden olarak, stresi azaltarak, yaşam kalitesini yükselterek, smpatik sinir sistemi baskınlığını azaltarak etki gösterir. Fiziksel olarak kas gücü, esneklik ve akciğer solunum kapasitesini artırır.

Yoga ve hastalıklar

  • Depresyon
  • Anksiyete
  • Uykusuzluk
  • Migren
  • Fibromiyalji
  • Myofasiyal ağrı
  • Kronik yorgunluk sendromu
  • Obsesif kompulsif bozukluk
  • PTSD (Travma sonrası stres bozukluğu)
  • Yeme bozuklukları
  • Kilo sorunları
  • Metabolik sendrom
  • Bilişsel fonksiyon kayıpları
  • Unutkanlık
  • Yaşlanma
  • İrritabl bağırsak sendromu
  • Kalp damar hastalıkları
  • Bel ağrısı
  • Boyun ağrısı
  • Sırt ağrısı
  • Duruş bozuklukları
  • Astım
  • Otoimmün hastalıklar
  • Enflamatuar bağırsak hastalıkları
  • Romatizmal hastalıklar
  • Polikistik over sendromu
  • Hiperkolesterolemi gibi pek çok hastalıkta yoganın tek başına veya var olan tedaviye ek olarak yarar sağladığı gösterilmiştir.

Pek çok farklı yoga çeşidi vardır:

Hatha yoga: En yaygın ve en çok tanınan yoga çeşidi budur. Derslerde binyıllardır şekillenmiş fiziksel hareketler (asanalar), farkındalık ve nefesle birleştirilerek yapılır. Kişinin fiziksel ve tecrübesi ışığında her seviyeden insana göre hareketlerin zorluk dereceleri mevcuttur. Önemli olan amuda kalkmak veya Çinli akrobatlara benzemek değil, yapılan hareketi hiza kurallarına dikkat ederek ve insanın kendi bedenine zarar vermeden yapmaktır.

Yin yoga: Hatha yoga kadar aktif olmayan ve o denli efor ve fiziksel güç istemeyen daha sakin bir yoga türü. Tüm vücudu sarmalayan; kemiklerin, kasların, damar,  sinir ve lenf yollarını bir arada tutan fasya üzerine etkilidir. Girilen pozisyonlarda 3-5 dakika kalınarak hem fasyanın gevşemesi, açılması sağlanır hem de bu hareketsizlik içeriinsde içe bakış mümkün olur. Yin yoga derslerinde travmalarla ve sorunlarla yüzleşmek ve sonrasında ağlamak herkesin başına en az bir kere gelmiştir, son derece normaldir. Kronik yorgunluk sendromu ve depresyon nedeniyle kendini yeterince enerjik hissetmeyen ler ve yogaya yeni başlayanlar için çok uygundur.

Vinyasa: Hatha yogada kullanılan asanaların daha akışkan, dansa benzer ritimde birbirine eklenerek oluşturulan yoga çeşidi.

Yoga terapi (Vini yoga): Nefesle koordinasyon içerinde ve kademeli olarak yapılan hareket tekrarları ile problemli eklemlere yük bindirmeden yapılan, çoğunlukla kişiye adapte edilen sakin ve rahatlatıcı yoga türü.

Restoratif yoga: yastık, bolster, battaniye gibi yardımcı araçlar kullanılarak kişinin 10-15 dakika gibi uzun sürelerle belli bir pozisyonda bırakıldığı, vücudun kendini iyileştirme sürecine katkı sağlayan onarıcı ve iyileştirici yoga türü.

Ashtanga: Patthabi Jois tarfından geliştirilen fiziksel olarak, diğer yoga türlerine göre daha çok fiziksel güç ve tecrübe isteyen, önceden belirlenmiş sekansları olan yoga türü. Mysore stili derslerde, tecrübeli hocaların gözetiminde kişi kendi hızı içerisinde pratiğini tamamlar.

Kundalini yoga: Dinamik nefes tekniklerini tekrarlayan hareketler ile birleştiren yoga çeşidi. İnsanın içerisinde uyuyan enerjiyi uyandırdığı varsayımı ile hareket edilir.

Bikram yoga: Dünyanın her yerinde aynı şekilde yapılan ve 40 C dereceye ısıtılmış mekanlarda yapılan yoga çeşidi.

 

Yoga ve Faydaları

Yoga, kökeni Hindistan’a dayanan köklü bir felsefe, bir yaşam biçimidir. Amaç kişinin ruhsal ve bedensel yönden huzur bulmasıdır. Yoğun olarak omurgayı çevreleyen kaslar üzerinde çalışan yoga ile omurga uzar, esner ve güçlenir; gövdenin merkezinin dayanıklılığı artar, bu da tüm bedeni ve duruşu etkiler. Düzenli yoga ile kas tonusu ve güç artar, sürekli sandalye ve koltukta oturmanın zayıflattığı kaslar uyanmaya başlar; sırt ve kök kaslar güçlendikçe, hem yoga pozları içinde hiza, hem de günlük yaşamdaki duruş dönüşmeye başlar.

Yoga pozları, yani Asana’lar, güvenli bir şekilde kasları esnetir, kaslarda katılık, ağrı ve yorgunluğa sebep olan laktik asit serbest kalır. Eklem ve kasların hareket kabiliyeti artar, bedeni birarada tutan bağ doku güçlenir. Kronik ağrılarda ve kas gerginlikleri azalır.

Yoga uygulaması ile solunum sistemi iyileşir; göğüs kafesini çevreleyen kaslar güçlenir ve esner, akciğerlerin nefes kapasitesi artar. Farklı poz ve geçişlerin etkisiyle kalp ve kan dolaşımı desteklenir, hormonlar dengelenir ve bedenden yoğun bir toksin atımı gerçekleşir. Yoga, iç salgı bezleri ve organlara derinlemesine masaj yapar, bu dokular uyarılır ve dengelenir. Yogada dikkat ve odaklanma, denge pozlarında ve bedensel hiza araştırması içinde zamanla artar.

Yoga uygulamasında stres hormonu olan kortizol ve adrenal bezlerdeki strese yanıt veren hormonlar azalır, parasempatik sinir sistemi devreye girer ve bedende dinlenme hissi uyanır. Düzenli yoga uygulaması stresi azaltır, zihne bir dinginlik ve açıklık getirir. Kişi yaşamda zorlandığı durumları daha kolay idare etmeye başlar, düşünce, tepki ve hislerinin daha çok farkına varır. Uyku problemleri ve stres bağlantılı sıkıntılar rahatlayabilir.

Yogadaki nefes çalışmaları ve uygulamayla artan duygusal farkındalık da kişiyi duygusal açıdan dengelemeye başlar. Uyanan bütünlük ve birlik hisleri ile ve kişi daha merkezinde hisseder, kendisi ve yaşamla olan ilişkisinde bir rahatlama yolu açılır.

Yoga uygulaması sırasında nefesi, hareketi, içimizdeki his ve eğilimleri izlemeye, fark etmeye, bedenin ve zihnin doğasını algılamaya başlıyoruz. Kendimize daha yakından bakabilmek, kendi gerçeğimizi görmemize alan veriyor. Yoga matı üzerinde yaşadığımız her farkındalık ve rahatlama, günlük yaşamdaki tutum ve tepkilerimize de etki ediyor.

Büyük hocaların söylediği gibi, sözcükler yoganın gerçek değerini anlatmakta yetersiz kalıyor, yoga ancak deneyimlenebiliyor. Sizi, bizle yogayı deneyimlemeye davet ediyoruz!

Kimler Yoga Yapabilir?

Aslında herkes yoga yapabilir. Her yaş grubundan insan bu derslere katılabilir. Ama bedeninizin farkında olmanız ve size uygun sınıfları seçmeniz koşuluyla. Kronik rahatsızlıkları olanlar, kalp hastalığı, yüksek tansiyon riski taşıyanlar hekimlerine danışmalılar derse gelmeden önce. Sizi rahatsız eden sürekli ağrılarınız varsa eğitmeni bilgilendirin pratiğinize başlamadan. Yeni başlayanlar temel yoga derslerini tercih etsinler. Nefes, hiza, asanalar (yoga pozları) bu derslerde öğrenilir. Kendinizi akışa bırakmaya bu derslerde başlarsınız çünkü. Zamanla daha ileri sınıflara da katılabilirsiniz (Ya da hep temelde devam edersiniz ki bu da çok doğaldır). Her kişinin bedeni, ihtiyaçları, tutkuları farklıdır ne de olsa…

 

  • ESNEK OLMAYAN BİRİ DE YOGA YAPABİLİR Mİ?

    Elbette. Yoga zamanla esnekliği artırır.

  • NE KADAR SÜREDE ÖĞRENİLİR?

    İşin paketini altı ayda öğrendikten sonra yolculuğunuza tek başınıza devam edebilirsiniz. Amaç hiçbir zaman maymun gibi bacağınızı kafanızın üstüne koymak değil. Sizden istenilen beden, zihin ve enerjinizi disiplinli bir çaba ile kontrol etmektir.

  • NE SIKLIKLA YOGA YAPMAK LAZIM?

    Yoga hareketlerini öğrenme safhasındaysanız haftada bir-iki gün yeterli. Ancak öğrendikten sonra günde iki kez yapmak en uygunudur.

  • HAMİLELER YOGA YAPABİLİR Mİ?

    Hamilelik bir kadın için çok özel ve gerçekten de yardım alması gereken bir dönemdir. Hamile yogası anne adayını doğuma ve anneliğe hazırlayan hareketle, nefes teknikleri ve meditasyonlar içerir. Amaç anne adayının hamilelik dönemini daha rahat geçirmesini sağlamaktır. Nefes ve yoga duruşları ile bel ve omurganın tümü desteklenir. Bulantı, kramp ve gerginlikler hafifler. Bedeni doğuma ve sonrasına hazırlar.

    ÇOCUK YOGASI NEDİR?

    Çocuk yogası jimnastik ve bale hareketlerinin de temelini oluşturan duruşların çocuklara çoklu zeka kuramına göre oluşturulan ders içerikleri ile öğretilmesidir.

  • BEL VE BOYUN FITIĞINA, YOGA UYGUNMUDUR?

    Yoga yapmak bedeninize bir postür düzgünlüğü ve vücudunuza denge getireceğinden iyi geldiği ve tedavi ettiği söylenmektedir. Rahatsızlığınızın aşamalarını bilemediğimizden başlamadan önce doktorunuza danışmanızı tavsiye ediyoruz.

  • PANİK ATAĞI OLANA YOGA İYİ GELİRMİ?

    Yoga’nın en önemli amacı, zihni sadelik ve huzura ulaştırmak için yenilemektir. Araştırmalar, Yoga’nın panik atağa yararlı olduğunu göstermektedir. Birçok rahatsızlığın tedavisinde de Yoga’dan destek alınabilmektedir.

Yoga Nedir?

Genel olarak meditasyonun zihinle yapılan haline yoga denmektedir. Kişinin bedensel ve ruhsal açıdan huzur bulmasının amaçlandığı yoga aslında bir yaşam biçimidir. Çıkış noktasının Hindistan ve Pakistan olduğu bilinmektedir. Yoganın nasıl yapıldığı, ne işe yaradığı ve faydalarını anlattığımız yazımız, yogaya başlamak isteyenler tarafından mutlaka okunmalıdır. Bu yazı sizin için bir ön bilgi olacaktır.

Meditasyonun en etkili olduğu yöntemlerden biri olan yoga, çeşitli birçok olumlu etkiye de sahiptir. Doğru nefes alıp vermenin tekniğini öğreten yoga, bu sayede kalp atışlarının düzene girmesini sağlar. Bu etki hafife alınacak bir etki değildir, aksine ölümlere neden olan kalp krizi riskinin azalmasına faydalı olduğundan oldukça önemlidir. Sinir sistemindeki gevşemeler sayesinde de panik atak, depresyon gibi psikolojik rahatsızlıkların atlatılmasında kolaylık sağlamaktadır.

Özellikle hamile bayanların yaptığı yoga, doğru duruşun öğrenilmesi bakımından, doğum sırasında ve doğum sonrasında annenin kendisini rahat hissetmesinde etkilidir. Tüm bu faydalara sahip yoga ile ilgili ilk kavramlar M.Ö. 900 ve 500 yılları arasına dayanmaktadır.

Budizm’in ise yoga ile ilgisi oldukça fazladır. Bu dine ait eski metinlerde meditasyon ile ilgili terimler yer aldığı tespit edilmiştir. Belirli günlerde düzenli olarak yapılan yoga ciddi anlamda rahatlama sağlayacaktır. Öncelikle buna inanmakla işe başlamak gerekir.

Herkesin kendine göre bir nedeni olsa da standart hale gelmiş cevap :

  • Stresten arınma
  • Ağrıların azalması
  • Nefes alışverişinin iyileşmesi
  • Esneklik
  • Güçlenme
  • Canlılık
  • Kilo yönetimi
  • Sağlığın genel olarak daha iyi olması
  • Daha iyi bir kan dolaşımı
  • Kardiyovasküler kondisyon
  • Şimdiye odaklanma
  • İç huzur

Neden Yoga Yapıyoruz?

Aslında beden içindeki her hücrenin gelişmeye ve büyümeye ihtiyacı var.

Sınırlandırılmış ve bastırılmış hissettiğimiz de mutsuz oluruz. Her insanın içine tam ve özgür olma isteği vardır.

Belki ne olduğumuzu, kim olduğumuzu tam bilmiyoruz. Kendimizi karmaşık tatminsiz hissediyoruz. Ama hisler bizi daha tam olmamız için bir yola sürükleyebilir. Buna nasıl cevap veriyoruz?

Kendi içimizde bir cevap bulabiliriz. Hayat; bilinç, akıl ve duyarlılığa bağlı. Bu akıldan faydalanabilmek için onun dilini öğrenmemiz ve anlamamız gerekiyor. Zeka ile direk bilinçli metadolojik şekilde ilişkiye girmemiz gerekiyor. Yoganın anahtarı hissetmekte yatıyor. Hissetmek bizi zihne karşı koruyabilir. Zihin ile yakınlaşmamız gerekiyor. Hissetmek bu ilişkinin anahtarını ve özünü oluşturuyor.

Yoga yaparken hissetmek ile bir ilişki kuruyoruz. Amacı kim olduğumuz ve ne olduğumuzla yakınlaşmak. Beden, zihin ve ruh bütünlük içindedir. Ve bu bütünlüğü deneyimlemek, keşfetmek, anlama ve onurlandırmak yoga aracılığı ile mümkün oluyor. Bu bütünlük içinde ikililik kavramları yok oluyor. Hassasiyet ve duyarlılığa davet ediyoruz. Ve var olan bütünlüğümüze yeniden erişmeye başlıyoruz.

Beden an ve an his üretiyor. Bir his hissettiğin zaman artık biliyorsun ki gerçek bir şey ile meşgulsün. Bu şey şimdi de oluşuyor, bu şey şimdide burada mevcut. Yoganın zihin ve zekasına erişmekten başka bir gündemi yok. Olan ne varsa yogayı gerçek kılıyor.

Çoğu zaman yüzümüze bir tebessüm ifadesi getiriyoruz. Gülümsememiz gerekmediği halde, bazen yalan söylemek için gülümsüyoruz. Sosyal olarak yalan söylemeye teşvik ediliyoruz. Dürüst olmamaya alışkanlık olarak şartlandırılıyoruz. Duyarlı ve dürüst müyüz araştırmasına yoga aracılığı ile girmeye çalışıyoruz. Araştırma içinde doğal olarak daha dürüst olmaya başlayacağız; hayatın özünde yatan dürüstlük.

Bedenimize bedenimizi onurlandırarak yaklaşmamız gerekiyor.

Bedenimiz hayatımızın bir ifadesi ve aynası… ve hareket etmeye programlanmış. Hareket eylemin temelini oluşturuyor. Sabitlik hareketsizlik demek değildir. Hayat ölüm demek değildir. Hayat ölüm üzerine inşa olmuştur o başka… Sabitlik öldüğün zaman gerçekleşir. Hareket sabitliğe açılan bir kapı aralığı, bir giriş… Hareket vasıtası ile hisler üretiyoruz ve hareket sayesinde hislerimiz ile samimileşiyoruz. Bedenin zekasını onurlandırdıkça aslında hayatı onurlandırıyoruz. Sabitlik sessizliktir… ve yoga yaptıkça olan ne varsa daha rahat olmaya başlıyoruz…

Böylece daha özgür ve tam bireyler olmaya adım atıyoruz…